İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 5.7169
  • Euro döviz kuru 6.3082
  • 05.09.2019
Cevdet  ÇAKIR

Cevdet ÇAKIR

TESLİMİYET LE  KULLUK ,!

Allah(cc)’a teslimiyet noktasında ne derecede olduğumuzu ruh dünyamıza ayna tutarak hiç ölçtük mü? Ne kadar seviyoruz, ne kadar korkuyoruz, ne kadar ümit besliyoruz, ne kadar O(cc)’nun tarafındayız? Bu ve buna benzer genişletilmiş soruların cevabı bize kulluğumuzda teslimiyetin boyutunu gösterecektir. Öncelikle kendisini ve yaşaması için tüm gereklilikleri 
yaratan Allah(cc)’a karşı sevgi ve daha sonrada diğer tüm yaratılanlara Kur’an ve sünnet çerçevesinde sevgi… Kişi sevdiğine karşı daha hassas olur ve onu üzmemek için onun hoşuna gitmeyecek davranışlardan uzak durur. Bilir ki, eğer böyle yapmazsa onu tamamen kaybedebilir.

Emirler ve nehiylere riayetle kulluk; Yine şöyle bir test 
yapsak nasıl olur acaba? Bir günümüzün muhasebesini yaptığımızda kâr zarar tablomuz ne durumda? Emirler tarafı mı ağır basıyor nehiyler tarafı mı? Cennet tarafında ki artılar mı fazla cehennem tarafındakiler mi? Kulluk yolculuğumuzun 
sıhhatli sonlanması bu konuya hassasiyetimizle alakalı.

İbadetler ve salih amellerle kulluk; ibadetler dediğimizde öncelikle farz ve vacipler, hemen devamında da sünnet ve nafileler gelmekte. Farz ve vacipleri hakkıyla ifa eden bir lMüslüman Nebevi tabirle Allah(cc) katındaki derecesini 
yükseltmek için sünnet ve nafilelere ağırlık vermelidir. Ve nafileleri salih amellerle ve sürekli iyilik düşünceleriyle desteklemelidir. Şöyle düşünelim; aynı kategoride yarıştığımız herkes farzları aynı oranda yerine getirdi. Cennette daha da yükseklere ve zirvelere ve en önemlisi Allah(cc) katına çıkmamızı ekstradan yaptığımız nafileler sağlayacaktır. Burada 
yaptığımız küçücük iyilikler orada karşımıza devasa güzellikler olarak çıkar.

Zikirle kulluk; Allah(cc)’ı zikir aslında hatırlama ve hatırlanmadır. Zikir deyince aklımıza sadece dille zikir gelmesin. Aslında zikir, bütün davranışlarımızın zikir edalı oluşudur. Yani yaşamımızın her kesitinde vahiyden izler taşımalıyız.

Buraya kadar kulluğa vesileleri anlatmaya çalıştık. Peki kulluğu sekteye uğratacak ameller nelerdir? Elbetteki en başta şirk gelir. Şirk varsa kulluk, kulluk varsa şirk yoktur. Allah(cc)’a tam anlamıyla kul olabilmek için, irili ufaklı putlarımızdan uzaklaşmak, umut bağladıklarımızla bağlarımızı koparmak, şirk kalıntılarını hayatımızdan temizlemek zorundayız. Bize şah damarımızdan daha yakın Rabbimiz(cc) 
ile aramıza giren aracılara asla müsaade etmemeliyiz. Yani tek bir merkeze/güce bağlı olmalı ve tek hüküm sahibi olarak onu özümsemeliyiz; âlemlerin rabbi olan Allah(cc)’ı… Bize yaşamsal tüm gerekli olanları veren Allah(cc)’ı… Faydalandığımız tüm nimetleri veren Allah(cc); suyu, havayı, yiyecekleri, tüm her şeyi… Ama biz insanoğlu rızık korkusuyla başkalarına eğilip bükülüyor, başkalarından medet umuyor ve adeta başkalarına suni kulluk yapıyoruz. Oysa Allah(cc)’ın hükümlerine boyun eğen, yap dediklerini yapıp yapma dediklerinden uzaklaşan kişi kulluğun lezzetlerini tatmaya başlar. Tatmaya başladıktan sonra da bir 
daha kolay kolay bırakamaz.

Kulluğun bir başka ifade boyutu da Allah(cc)’a ve onun yoluna karşı muhabbettir. Burada devreye Peygamber Efendimizin(sav) şu muhteşem beyanı giriyor; ‘Üç şey vardır ki, bunlar her kimde bulunursa o kimse imanın lezzetini bulur. Bir kimse ki, kendisi için Allah(cc) ve Rasulü(sav) her şeyden daha sevgilidir; bir kimse ki, diğer bir kimseyi ancak Allah(cc) için sever ve bir kimse ki, Allah(cc) kendisini küfürden kurtardıktan sonra o, küfre dönmeyi ateşe girmek gibi kötü ve kerih görür’' İşte bu kadar kısa, öz ama bir o kadar da anlamlı ve önemli…

Allah(cc) âlemlerin rabbidir; canlı cansız tüm varlıkların. Halkedici, rızık verici, öldürücü ve dirilticidir. Her ne kadar zengin, makam sahibi, güçlü, boylu poslu olursak olalım, O(cc)’na muhtacız. O(cc)’nun verdiği nefese, havaya, suya, yağmura, güneşe muhtacız. Dünyanın en zengin adamı olsa, 
alıp verdiği nefeslere gücü yeter mi? Öyleyse aklımızı başımıza toplayalım. Zaten kulluk yalnızca O(cc)’na boyun eğmek, yalnızca O(cc)’ndan istemek ve O(cc)’nun hükümlerini şekşiz şüphesiz kabul etmektir. Kulluk sadece O(cc)’na olduğunda anlam kazanır. Kulluğun ince detaylarından bir diğeri ise, Allah(cc)’ın 
mümin ve müttaki kullarını kendimize dost, fasık, müşrik ve kâfirleri de kendimize düşman edinmeliyiz. Çünkü Yüce Rabbimiz(cc) Kerim kitabında şöyle emrediyor; ‘’Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler l(dost) edinmeyin’’ (Mümtehine, 1)

Kulluk serüveninin en belirgin engelleyicisi konumunda olan varlık şeytandır. Bu yolun sevdalısının en azılı düşmanı olan şeytan. Peki Müslüman bu aşağılık şeytana karşı nasıl 
bir savunma mekanizması geliştirmelidir. Kısaca şöyle diyebiliriz; Şeytanın her saldırısında, her tuzağına ‘’Rabbim Allah(cc)’tır’’ deyip karşı koymak en akıllıca ve en kestirme olanıdır. Ama şeytanın oyunları o kadar çok ki; Namaz kılmayan, Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen, haramları işlemekten çekinmeyen, farkında olarak veya olmayarak Allah(cc)’a şirk koşan bir insan, ne kadar Müslüman, ne kadar insan ve ne kadar kuldur? Bu sorular hayati öneme sahiptir aslında. Ama biz kendimize ne kadar soruyoruz veya sorduğumuz sorular karşısında bizi karşılayan cevaplar neler? Kulluk ibremiz hangi tarafa daha meyilli? Allah(cc)’a mı, yaratılanlara mı?

Kulluk, kişinin tüm hayatını, amellerini, ibadetlerini sa- dece Allah(cc)’a adamasıdır. Nitekim Rabbimiz(cc) şöyle buyuruyor; ‘De ki; Benim namazım (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir.’’(En’am, 162) '‘İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım'’(Zariyat, 56) Ve bir diğer ayette; ‘'Sana ölüm gelin- 
ceye kadar Rabbine ibadet et’'(Hicr, 99) buyurarak bizlere istikameti gösteriyor. Buraya kısaca şu notu ekleyebiliriz; Birhayvan bile Allah(cc)adına ve besmeleyle kesilmemişse murdar sayılıp yenmiyor, çöpe gidiyor. Allah(cc) için yaşanmayan hayatın, 
kılınan namaz ve diğer ibadetlerin halini bir düşün. Allah adına yaşanmayan bir hayat! Bu ayetlerin hakkını vermemiz için de; Yüce Kur’an’ı iyice bilmemiz ve tüm benliğimizle yaşamamız gerekiyor. Zaten başka da çıkış yolumuz ve başka da bir alternatifimiz yok. Bizi bu dünyaya gönderene geri dönüş zorunluluğumuz olduğu için, O(cc)’nun huzuruna yüzümüzün akıyla ve amellerimizin yeterliliğiyle çıkmamızın tek bir yolu var; Kur’an’ca hayat…

Yavaş yavaş makalemizin sonlarına geliyoruz… Öyleyse kısa anlatımlarla konumuzu sonlandıralım; Kulluğun formülleri Kur’an’da mevcuttur. Kur’an’la ne kadar içli dışlı olursak, yaşama noktasında hassasiyet taşırsak kulluğumuz da o derece kaliteli olur. Bütün Peygamberlerin asıl gayesi de hem kendi kulluk 
ve peygamberlik vazifeleri hem de yaşadıkları dönemde ve peygamberimiz(sav) penceresinden bakarsak kıyamete kadar insanlığın kulluk çizgisinde yaşamalarıdır. Hayatın tamamında kulluk; çalışırken, gezerken, yerken, içerken, yatarken, okulda, evde, işte, çarşıda her yerde kulluk bilinci…

Süzgeç; 
Şuan Peygamber Efendimiz(sav) aramızda yaşasaydı veya biz O(sav)’nun dönemimde yaşasaydık, bu yaptıklarımımıza ne derdi? Bu kadar pervasızca yapabilir miydik? Yine de yapsaydık o muhteşem topluluğun arasında barınabilir miydik? 
Yarın ölsem, ölüm ve sonrasına hazır mıyım? 
Ve final sözünü öğütlerin efendisi olan Yüce Kur’an söylesin; Rabbimiz(cc) şöyle emrediyor; ‘’Ancak Müslümanlar 
olarak can verin’’ (Bakara, 133)

CEVDET ÇAKIR
05/09/2019


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.