İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru
  • Euro döviz kuru
  • 02.03.2016
Doç. Dr. Mustafa  Ünverdi

Doç. Dr. Mustafa Ünverdi

Hak Nicelikte Değil, Niteliktedir.

Kuranda Âl-i İmran 61. Ayet “mübâhele” ayeti olarak adlandırılır. Mübâhele lânetleşme demektir. Nitekim buna mülâane de denir. Kaynakların belirttiğine göre Yemendeki Necran Hristiyanları Medineye gelmiş ve Hz. Peygamber ile müzakere etmişlerdir. Neticede Hıristiyanlar Hz. İsa ile ilgili hakikate iman etmeyince Hz. Peygamber tarafından Allahın emriyle karşılıklı lânetleşmeye çağrılmışlar; onlar ise bundan çekinerek cizye vermeyi kabul etmişlerdir. Olay hicretin dokuzuncu senesinde meydana gelmiştir.

 

Kısaca meselenin mahiyetine bakacak ve bazı dersler çıkarmaya çalışacağız.

Tarihi hadisede Allah Resulü ile Hıristiyanlar arasında geçen diyalog şu mecrada gelişmiştir:

Hıristiyanlar, “biz, senden önce Müslüman olmuştuk” diyerek, şu üç iddiada bulundular:

1-      İsa ilahtır. Çünkü o, ölüleri diriltir, hastaları iyileştirir, gayptan haber verir, çamurdan kuş şekli yapar, ona üfürür, o da kuş olurdu.

2-      İsa Allahın oğludur. Nitekim onun, bilinen bir babası yoktur. Kendisinden önce Adem oğlundan hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmış, beşikte konuşmuştur.

3-      İsa üçün üçüncüsüdür. Çünkü Allah “Yaptık, ettik, emrettik, yarattık, hükmettik” şeklindeki sözleri kullanmıştır. Şayet tek olsaydı, “Yaptım, hükmettim, emrettim, yarattım” derdi. Dolayısıyla O, kendisi, İsa ve Meryemden ibarettir, dediler.

Hz. Peygamber onları bu batıl iddialarından vazgeçmeye davet etmiş ve şu sözleri sarf etmiştir: “Siz müslüman değilsiniz, Çünkü Allaha oğul isnad ediyor, haça tapınıyor ve domuz eti yiyorsunuz (bazı rivayetlerde, içki içiyorsunuz).”

Resulullah ardından Hz. İsa ile ilgili iddialara cevap olarak indirilen Âl-i İmrân 3/45-58. Ayetleri okudu.

Necran Papazının “Muhammed, madem öyle İsanın babası kim?” şeklindeki itirazına “Allah nezdinde İsanın durumu Ademin durumu gibidir. Allah Onu topraktan yarattı ve ona “ol” dedi, oluverdi.” Ayetini okudu. (Âl-i İmrân 3/59).

Sonra aralarında şu müzakere geçti:

Hz. Peygam­ber: “Bilmiyor musunuz Allah asla ölmeyecektir, hayy/diridir, İsa ise fânidir” Hıristiyanlar: “Evet biliyo­ruz, öyledir.” 

Hz. Peygam­ber: “Bilmiyor musu­nuz, babasına benzerliği olmayan hiçbir çocuk yoktur.” buyurdu,

Hıristiyanlar: “Evet biliyo­ruz, öyledir.” 

Hz. Peygam­ber: “Bilmiyor musunuz Rabbimiz her şeyi ayakta tutan/Kayyûmdur, her şeyi korur, herkesi rızıklandırır. Peki, İsa bunlardan hangisine mâliktir?” 

Hıristiyanlar: “Hiçbirine malik değildir.”

Hz. Peygam­ber: “Bilmiyor musunuz, Allaha yerde ve gökte hiçbir şey gizli değildir. İsa ise Allahın kendisine bildirdiğinden başka ne bilebilir ki?"

Hıristiyanlar: “Evet, her şeyi bilemez.”   

Hz. Peygam­ber: “Rabbimiz İsayı ana rah­minde dilediği gibi şekillendirdi, bunu biliyor musunuz?”

Hıristiyanlar: “Evet biliyoruz.” 

Hz. Peygam­ber: “Rabbimiz yemez, içmez, hadesten münezzehtir, bunu da biliyor musunuz?”

Hıristiyanlar: “Evet, biliyo­ruz.”

Hz. Peygam­ber: “İsaya anası, bir kadının hâmile olduğu gibi hâmile olmuş, bir kadının çocuğunu doğurması gibi onu doğurmuş, o da bir be­beğin gıda aldığı, beslendiği gibi beslenmişti ve hades de yapardı. Bunları da biliyorsunuz değil mi?"

Hıristiyanlar: “Evet biliyoruz.”

Hz. Peygamber: “O halde İsa, iddia ettiğiniz gibi nasıl Allahın oğlu olur?”

Onlar sustu ve cevap veremediler. Ama yine de iman etmediler.

Ve sonra Allah şu ayetle müminleri ve Hıristiyanları lanetleşmeye davet etti. (Mustafa İslamoğlu, bunu “vicdanı harekete geçirmek üzere Allahı şahit kılma çağrısı” şeklinde yorumlar). “(Sana bildirdiğimiz) Bütün bu bilgilerden sonra seninle tartışmaya devam edenlere de ki; Gelin, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım. Sonra da dua edelim de Allah, (inancında) yalancı olana lanet etsin” (Âl-i İmran, 3/61)

Hıristiyanlar bunu bir savaş hazırlığı gibi algıladılar. Ve bunun için hazırlık yaparak ertesi gün Hz. Peygamberi buluşma yerinde beklediler. Hz. Peygamber ise torunlarından Hüseyini kucağına almış, Ha­sanın elinden tutmuş, arkasında Fâtıma, onun da arkasında Ali olduğu halde Necrânlılarla mübâhelede bulunacakları yere geldiler. Necran piskoposları karşılarında bu mütevazı aileyi görünce; “Ey Hristiyan kardeşlerim, ben öyle yüzler görüyorum ki Allahtan bir dağın yerinden kaldırılmasını iste­seler Allah onların bu isteğiyle o dağı yok eder. Bunlarla mübâhele etmeyiniz, sonra helak olursunuz” demişler ve taraftarlarını Hz. Muhammedle lanetleşmekten men ettiler. Hz. Muhammed ve ailesinin nur yüzleri, Necran Hıristiyanlarının hükümdarlarının korkusuyla örülmüş karanlık dünyalarını aydınlatmaya yetmedi. 

Şimdi sözün özü:

1-      Hakkı savunurken vahyin diliyle konuşur, vahyin maksadından sapmazsanız yolda kalmazsınız.

2-      Hangi davayı savunursanız savunun, hakkın tarafındaysanız kazanacak olan sizsiniz. Sayısal olarak az ya da çok olabilirsiniz. Ama unutulmasın ki Hz. Muhammed yola tek başına çıkmıştı. Bu durum ümidinizi kırmasın: “Üzülmeyin ve yılgınlığa kapılmayın. Gerçekten inanıyorsanız, siz üstünsünüz.” Âl-i İmran, 3/139.

3-      Haklılığınızı savunmak için sesinizi yükseltemeye gerek yoktur. “Hayat boyu dengeli ol. Sesini yükseltme. Unutma ki seslerin en çirkini eşeğin sesidir!” Lokman, 31/19. Muhatabı etkileyen sesin değil, sözün gücüdür. İçerikten mahrum ve hakikate yabancı kelimeler söz değil, ses yığınıdır. Ve ses yığınları sizleri endişelendirmesin.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.