İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.7618
  • Euro döviz kuru 7.6282
  • 27.04.2018
İdris  Polat

İdris Polat

BERAAT REÇETESİ!

 

“Büyük bir ayın gölgesi bizi kuşattı…” buyurarak, Ramazan’ın yaklaştığını haber veriyordu Peygamber Efendimiz. Ramazan-ı Şerif’in gölgesi bizleri kuşatırken, heyecanı da yüreklerimizi kıpırdatmalıdır. Rahmetim gazabımı geçti buyuran rabbimizin rahmetini soluklama ve rahmetten mahrum olma korkusu ve ümidi arasında yüreğimiz kuşlar gibi çarpadursun, imdadımıza: “Ey günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin!” (Zümer, 53.) muştusu yetişmelidir. Ne kadar günahımız olursa olsun gidecek başka bir kapımızın olmadığı, “Günahlarımızı Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!” (Âli İmrân, 135.) hakikatini dillendirmeli, “Beraat” etme fırsatı elimizden çıktı çıkacak endişesiyle, “Ölüm gelmeden önce Rabbine dönüp teslim olması gerektiği, ancak bu durumda Allah’ın çok merhametli ve bağışlayıcı olduğu ve bütün günahları bağışlayacağı” (Zümer, 54.) fermanını idrak etmemiz gerekmektedir.

 

Kıymetli dostlar! Malumunuz üzere Şaban ayının 15. gecesi, “Beraat Kandili” olarak kutlanmaktadır. Konunun kaynaklarımızda var olup olmadığı tartışmasına girmeden, bir kulun günahlarından “Beraat” etmesi için nelere dikkat etmesi gerektiği üzerinde durmaya çalışacağım. Zira birçok kavramımızın asli mecrasından çıkarıldığı gibi “Beraat Gecesi” dediğimiz, Şaban ayının 15. Gecesi de ne yazık ki toplumumuzda yanlış anlaşılmaya yüz tutmuştur. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki Allah’ın çok bağışlayıcı olması bizlere günah işleme serbestliği kazandırmak için değil, bilakis işlediği günahlardan dolayı umutsuzluğa kapılıp, rahmet kapısından mahrum olmadığımızı bildirmek içindir. “Allah çok affedicidir” demek, “günah işlemekte serbestsiniz, nasıl olsa affedilecek” anlamında değil, “Artık günahlarınızdan vaz geçin, Allah’a dönün” manasına gelmektedir.

 

Beraat Gecesinin hakiki manada beraatımıza vesile olmasını istiyorsak, öncelikle beraat etmenin dinimizdeki izdüşümünü çok iyi bilmemiz ve ancak bu yolla beraat edebileceğimizi anlamamız gerekmektedir. Bu bağlamda ilk peygamber ve ilk insan olan Hz. Adem aleyhisselamın yasak meyveden yemesi ve tövbe etmesi “Beraat” yolcularının en güzel kılavuzu olacaktır.

 

  1. “Beraat” etmenin birinci şartı “Günahlarımızı itiraf etmektir”. İnsan öncelikle yaptığı hatanın doğru bir davranış olmadığına kendisi inanmalıdır. Doğru yanlış bunalımı yaşayan bir kimsenin beraatından nasıl söz edilebilir ki. Hatırlayın şeytan secde emrine itaat etmemiş akabinde de Allah’a hitaben: “Beni azdırdığından dolayı insanların dosdoğru yolları üzerine oturacağım…” (A’raf, 16.) demişti. Hz. Âdem ise yasak meyveden yediğinde: “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik (hata ettik)…” (A’raf, 23.) demiş, öncelikle günahını itiraf etmişti. Pişman olup, tövbe edeceği günahları olduğunu bilenlere müjdeler olsun! İşte bunlar Adem’in çocuklarıdır. Kendilerinde itiraf edecek günah bulamayanlara yazıklar olsun. Ne yazık ki bunlar şeytanın dostlarıdır.

 

  1. “Beraat” edebilmek için ikinci yapmamız gereken ise “Yaptığımız hatadan dolayı pişmanlık duymaktır”. Münafıklarda günahlarını itiraf ederler ancak içten içe de kendilerini haklı görür ve yaptıklarından pişmanlık duymazlar. Günahlardan beraat etmenin en önemli şartı pişman olmaktır. Şeytan secde etmeyerek isyan etmiş ancak bu isyanından dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymamıştır. İnsan işlediği günahlardan öyle pişmanlık duymalıdır ki, bu pişmanlığı ona dünyayı hatta göğsünü dahi dar etmelidir. Nitekim “Beraat” etmeye layık olan pişmanlığın örneğini rabbimiz şöyle açıklamaktadır: “Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini Allah kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, nefisleri/yürekleri dahi kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Öyle ki Allah’tan başka hiçbir sığınakları olmadığını anlamışlardı…”. (Tevbe, 118.) “Beraat” fermanı almanın yolu yüreklerimizden geçiyor dostlar! Allah yüreklerimize bakıyor, oraya günah lekesi düşüren kulunda, “Eyvah! Bu kararmış yüz ve kirlenmiş yürekle, Rabbimin yüzüne nasıl bakarım! Namaz yaklaştı huzuruna nasıl çıkarım! Hz. Âdem cennet ağaçlarının yaprağıyla utancını örtmeye çalışıyor mahcubiyetini izhar ediyordu ya ben ya ben ya ben ne yapayım şimdi…” telaşını görmek istiyor. O halde “Beraat” sevdalısı güzel dostum! Gel günahımızdan öyle pişman olalım ki, şeytan bize bu günahı işlettiğine bin pişman olsun!

 

  1. “Beraat” fermanı alabilmenin üçüncü şartı ise “Nefsini kötülemek ve kınamaktır”. İnsan pişman olacak ancak suçu başkasında aramak yoluyla kendini temize çıkarmayıp bilakis kendini/nefsini ayıplayacak kınayacak. Zira Hz. Âdem babamız çocuklarına örnek olarak “nefsime zulmettim” demişti. Oysaki yasak meyveyi yemesi için ona vesvese veren, yalan söyleyip yemin ederek onu kandıran şeytan vardı. Diyebilirdi ki “Ya Rabbi şeytan beni kandırdı!”. Nitekim şeytan öyle yapmamış mıydı? Secde etmekten onu alıkoyan hiçbir faktör olmadığı, tamamen kibrinin esiri olarak isyan ettiği halde kendini temize çıkartmak, Allah’ı suçlamak maksadıyla, “Beni azdırdığından dolayı insanların dosdoğru yolları üzerine oturacağım…” demişti. Evet dostlar Adem’in yolundan gidenler hep kendilerini ayıpladılar, zira Âdem babamız “Beraat” fermanını kendini ayıplayarak almıştı. Hatırlayın en güzel kıssayı, Hz. Yusuf da aynı hakikati, “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü nefis aşırı derecede kötülüğü emreder…” (Yusuf, 53.) diyerek “Beraat” fermanına ulaşmıştı. Kendimizi temize çıkarıp el alemi kınamak ne kadar da çok hoşumuza gider. Oysaki Rabbimiz: “Sizi topraktan yaratıp analarınızın karnında ceninler iken en iyi bilen Allah’tır. O halde kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.” (Necm, 32.) fermanıyla açıkça uyarmaktadır. UNUTMAYALIM Kİ BU DÜNYADA KENDİNİ SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK GİBİ HEP TEMİZE ÇIKARANLAR, MAHŞERDE ASLA TEMİZE ÇIKMAYACAK, BERAATTAN DA MAHRUM OLACAKLARDIR.

 

  1. “Beraat” yolcusunun olmasa olmazlarından dördüncü şartı ise “Tövbe etmektir”. Tövbenin olmadığı yerde Beraat’tan asla bahsedilemez. Tövbe kelime manası itibariyle “Dönüş” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla kul “Beraat” etmek istiyorsa her şeyden önce “Fabrika ayarlarına dönmelidir.” Zira kul özü itibariyle temizdir, her doğan İslam fıtratı üzerine doğmuştur. Günahlar elbiseye düşen kir gibidir. Kirlenen elbisenin yıkanmakla kirlerinden kurtulup asli haline dönmesi gibi kirlenen insan da “tövbe” ile asli haline dönmeli ve günah kirlerinden “Beraat” etmelidir. Öncelikle kul şunu bilmelidir ki kendisi ne yaparsa yapsın asla “Beraat” edecek değildir. Zira beraat edilmez, beraat ettirilir. Madem ki beraat etmek Allah’ın seni beraat ettirmesine kalmıştır, o halde sana düşen, Allah’a dönmek ve kendini O’na teslim etmektir. İnsan dünyaya nasıl geldiğini asla unutmamalı, babamız Ademi cennetten dünyaya indiren şeytanın hilesine takılıp ta yediği yasak meyveydi. Demek ki dosdoğru yol üzerinde ayağımıza çelme takmaya çalışan şeytan bizi düşürmek için pusuda bekliyor ve kıyamete kadar bekleyecek. O halde her günah bir düşüş demek anlamına geliyor. Şeytanın çelmesiyle hataya oradan da dünyaya düşen babamız, nasıl tövbeyle tekrar ayağa kalmışsa, bize düşen de her yıkılışımızda bir daha ayağa kalkabilmektir. “Beraat” sevdalısı kardeşim sakın unutma günah işleyip düşmek sorun değil, tövbe edip kalkmamak sorundur. HER GÜNAH BİR DÜŞÜŞ İKEN, HER TÖVBE DE BİR YÜKSELİŞ DEMEKTİR. Nitekim Peygamber Efendimiz ne kadar güzel ifade eder: “Bütün ademoğulları hatakârdır. En hayırlı hatakârlar ise tövbekâr olanlardır.” (Tirmizi, Kıyame , 49; İbn Mace, Zühd, 30.) Dünyevi algımızda geri dönmek/dönüş yapmak zaman kaybetmek gibi olumsuz anlamlara gelmesinden mi bilmem tövbe etmekte insana zor geliyor. Zira bunca günah işleyenler içerisinde tövbekârlar ne kadar da az. Kıymetli dostum! Tövbe etmek nefsine zor geliyorsa, Hz. Peygamberin: “GÜNDE YÜZ DEFA TÖVBE EDİYORUM…” sözünü kulağına küpe yap ta insafa gel ve tövbe etmeyenin “Beraat” etmeyeceğini anla.

 

  1. “Beraat” fermanıyla cennet ve cemale ulaşmayı en ulvi gayesi olarak gören kişilerin sımsıkı sarılması gereken beşinci kuralı ise “Beraat edeceği konusunda asla ümit kesmemektir”. Beraat ettirme yetkisini tek başına elinde tutan Rabbimiz: “Ey günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmeyin!” buyurmuştur. Beraat etmekten ümidini ancak kafirlerin keseceğini haber veren Rabbimiz, ilk ümit kesenin de şeytan olduğunu dolayısıyla da “İblis” (Allah’ın rahmetinden ümit kesen) diye isimlendirildiğini bildirmişti. Şeytan, yaptığı isyan neticesinde ümitsizliği fıtrat haline getirip “iblisleşirken”, şeytana uyup ta günah işleyen Hz. Âdem ise rahmet kapısından ayrılmayarak “ulvileşmiş” tekrar meleklerden üstün olma makamına yücelmişti. Ne o dostum günahın mı çok! Bak senin bile bilmediğin nice günahlarını bilen Rabbin ne buyuruyor:

“Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, islediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını dilesen, seni affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen; fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.” (Tirmizî, Daavât, 98; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 172.) 

 

Çok uzunca bir yazı oldu, ne var ki “Beraat” yolculuğu da oldukça ancak bir ömür bu yolda yürümek ve “Beraat” etmeye adanmakla yürünüyor. Bu yolda yürüyenler kendilerini “Beraat” menzilinden alıkoymaya veya saptırmaya çalışan, amansız düşmanları şeytanın, her ne kadar Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş olsa da bizi cehennemde yoldaşı yapmaktan son nefesimize kadar ümit kesmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Yazımızı “Beraat” yolcularının en güzel kılavuzu olan Sevgili Peygamberimizin, “Beraat” yolculuğunun en güzel azığı olacak sözleriyle bitiriyor, Rabbi rahimimizden beraat yolundan ayrılmayacak ve beraatla taçlanacak bir hayat lütfetmesini diliyorum…

 

“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibadete lâyık ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lütfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları senden başka affedecek yoktur.”

 

Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur: “Her kim, bu Seyyidü’l-İstiğfârı (bu duayı) sevabına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse (Beraat fermanı alıp) cennetlik olur. Yine her kim, sevabına ve faziletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse (Beraat fermanı alıp) cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.