İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.7618
  • Euro döviz kuru 7.6282
  • 03.04.2018
İdris  Polat

İdris Polat

En Değerli Şey Nedir?

EN DEĞERLİ ŞEY NEDİR?

“Zaman mı değerli, yoksa zamana değer katan bir şey mi var? Hakikatte değerli olan nedir?” son yazımızı bu cümlelerle sonlandırmış, bu yazımızda da bu soruların cevabı üzerinde duracağımızı ifade etmiştik. Kıymetli dostlar, Rabbimiz yaşadığımız dünyada değer yargılarımızın da doğru yoldan ayrılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Nitekim Rabbimiz, değer yargıları bozulan insanları/toplumları “Neden düşünmüyorsunuz?” veya “…hala düşünmeyecek misiniz?” gibi sorularla, akıl nimetinin kullanılarak, değer yargılarında Sırât-ı müstakîme ulaşılması gerektiğini vurgulamıştır. Modern çağ dediğimiz günümüz insanı ise, ne yazık ki en çokta değer yargılarını alabora etmiştir. Eşyayı hayatın merkezine alan günümüz insanı, ne yazık ki eşyanın esiri olmaktan kendini kurtaramamıştır. Kendi değerini unutan insan, kendini değerli kılma çabasıyla çoğunlukla hizmetine verilen eşya üzerinden, kendine değer arama bedbahtlığına düşmüştür.

Konumuza dönecek olursak, üç aylar dediğimiz maneviyat ikliminin bizleri çepeçevre kuşattığı şu günlerde, değer yargılarımızın yerli yerine oturması adına “Bu günlerin neden değerli olduğunu, bu günleri değerli kılan şeyin ne olduğunu?” sorgulamak/düşünmek, bu günleri anlamak adına son derece önem arz etmektedir.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Allah’u Teala insanoğlunu diğer canlılardan üstün kıldığını açıkça ifade etmiştir. Bu manayı ifade eden bir ayette: “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ, 70.) buyurmaktadır. İnsanın diğer canlıların birçoğundan üstün kılınmasının ne anlama geldiğini yine bizzat Rabbimiz en güzel şekilde açıklamaktadır. İnsanın üstün kılınmasının izahı bağlamında, içinde yaşadığımız dünya başta olmak üzere, varlık sahasındaki her şeyin insan için yaratıldığı, Kur’an ve sünnette açık bir şekilde ifade edilmektedir. Düşünebiliyor musunuz? varlık sahasındaki her şey insana aittir ve insan için yaratılmıştır.

O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır. ( Nahl, 12.)

Dünya ve içindekilerin, yerdeki ve gökteki her şeyin, uzay ve içindekilerin insan için yaratıldığı ayetlerde açıkça ifade edilmektedir. Zamanın oluşumunu sağlayan dünya, güneş ve gezegenlerin insan için yaratıldığı ifade edilince, doğal olarak zamanın da insan için yaratılmış olan varlıklardan bir tanesi olduğu kaçınılmazdır. Düşünebiliyor musunuz dostlar! Güneş, ışığıyla, ısısıyla insan için var. Dünya, içindeki bunca çeşitliliği ve güzelliğiyle insan için var. Dünya, içinde yaşayan insan için dönüyor. Bir diğer ifadeyle senin için, benim için dönüyor. Bu durumda açıkça diyebiliriz ki İnsanın hayatı çok kıymetli ve insanın yaşamasına, varlığına aracılık eden zaman ise, insana hizmet ettiği için kıymetlidir. Kur’an’ın ifadelerine göre insanın içinde bulunduğu zaman dilimine hayat denir. İnsanın zamanla bağının kopması demek, hayatla bağının kopması demektir.  Peki “hayat niçin var edilmiştir?” sorusunu soracak olursak: “Allah, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”  (Mülk, 2.) ayeti bunun en güzel cevabı olacaktır. Bu da demek oluyor ki “İnsan yaptığı ameller kadar değerlidir.” Bir diğer ifadeyle özetleyecek olursak, varlık insan için yaratılmıştır, insan ise kulluk için yaratılmıştır.

 

Allah insanın yaşadığı zamana veya mekâna değil, insanın bu zaman ve mekân içerisinde ne yaptığına bakıyor? Dolayısıyla:

ZAMAN: İnsana hizmet ettiği için kıymetli.

İNSAN: Zamanı Allah’a kullukla geçirdiği nispette kıymetlidir.

Kıymetli dostlar! Rabbimiz yüce kitabında dikkatlerimizi cezbetmek ve bazı şeylere karşı farkındalık oluşturmak için yemin eder. Kur’an’ı Kerim’de istisnalar dışında sürekli olarak zaman ve zamanın parçaları olan, gece, gündüz, kuşluk vakti, güneşin doğuşu ve batışı gibi şeylere yemin edilmiştir. İnsanın kıymetini anlamak ve değerlendirmek hususunda ekseriyetle gaflete düştüğü zaman nimetine özellikle dikkat çekilmek istenmiştir. Zira zaman nimetini değerli kılan, geri dönüşümü olmayacak şekilde, bir defaya mahsus olmasıdır. İnsan yaşadığı anı, günü bir defaya mahsus yaşamaktadır. Kullandığımız birçok şeyin telafisi veya geri dönüşümü varken, zaman için böyle bir şey asla söz konusu değildir. Geçen günümüz/gecemiz bir daha geri dönmeyeceği gibi, yaşayacağımız ömründe asla geri dönüşü yoktur. ZAMANIMIZIN TEK KULLANIMLIK OLMASI, ONU DEĞERLİ KILMAKTADIR.

İNSAN MI ZAMANA EMANET, ZAMAN MI İNSANA EMANET? Zihnimizde olgunlaştırmamız gereken önemli bir sorudur. Kimi insanlar kendilerini zamana emanet olarak görürler, onlar için değerli olan zaman ve zamanın getirdikleridir. Dolayısıyla bu insanlar sürekli zamana uymuşlardır. İlkeleri ve karakterleri yoktur. Bu kimseler, zaman kaplarına konulan su gibidirler. Hangi kaba konsalar onun şeklini alırlar. Değerli olmayı zamanda ve zamanın getirdiklerinde ararlar. Bu tarz insanlar kaybetmeye mahkumdurlar. Zira tarih zaman üzerinden değer kazanmaya çalışan kimselerin, hep harcandığına şahit olmuştur. Nitekim bu gerçeği en güzel şekilde Hz. Ali Efendimiz dile getirmiştir: “Zaman kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser.”

Zamanı kendilerine emanet olarak görenler ise, emanetin hakkını yerine getirme ve ihanet etmeme endişesiyle önce zamana sonra da kendilerine değer katmışlardır. Emanetin kimden geldiğini, neden emanet edildiğini düşündükçe, tek kullanımlık olan gün ve gecelerini, hatta her anlarını emanetin sahibine mahcup olmama edasında değerlendirmeye çalışmışlardır. Öncelikle zamanın asla harcanmaması gerektiğini, zira zamanı harcayanların harcandığını çok iyi bilmişlerdir. Zamanı emanet olarak görenler “DEM BU DEMDİR.” diyerek, aldıkları her nefesin hakkını vermeye çalışmışlar bu manada her nefeslerini “SON NEFES” olarak soluklamışlardır. Güne gözlerini açarken, yatağa girdiklerinde gözlerini kapatırken kulaklarında her zaman: “Gündüze, geceye ve yaşadıkları zamanın her bir anına yemin eden, Rablerinin yemin çığlıkları çınlamaktadır.

Zamanı emanet olarak görenler, zamanın yegâne yöneticisinin Allah olduğunu bilmiş, kendilerine emanet edilen bölümünü yani ömürlerini de Allah’a adamışlardır. Onun içindir ki zamanı emanet görenler ölümden korkmamışlar bilakis ölümü dört gözle beklemişlerdir. Üstad ne güzel ifade eder: Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun! Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun! Zamanı emanet olarak görenler, zamanın getirdiklerine değil, zamana yükleyecekleri anlama/manaya önem vermişlerdir. Zaman nicelerini öldürmüşken, zamanı emanet olarak görenler zamanı öldürerek, zamanlar üstü yaşamayı başarmışlardır. Onun içindir ki zamanı emanet olarak görüp değerlendiren niceleri hala aramızda yaşamaktadırlar. Yunus’umuzda bu gerçeğe şu sözleriyle dokunmaktadır: “Yunus öldü diye selâ verirler. Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.”

Zaman değerlidir, ama unutmayalım ki zaman değerini insandan alır, insan ise yaptıklarıyla zamanı ve kendisini ya değerlendirir ya da harcar, değerini yok eder. Peki Üç Aylar, Mübarek Geceler, Ramazan-ı Şerif, Kadir Gecesi değerini nerden alır? bunları da bir sonraki yazıya bırakalım inşallah…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.