İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 5.7168
  • Euro döviz kuru 6.3102
  • 12.03.2019
İdris  Polat

İdris Polat

Hayat Yolculuğu

Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: “Evet şahidiz” demişlerdi. (A’râf, 172.)

 

İnsanoğlunun varlık alemine çıkışı “Ben senin Rabbin değil miyim? sorusuyla başlamıştır. Allah insanı ilk olarak sual sormak suretiyle muhatap almıştır. Arapçada “sual” hem soru hem de talep anlamına gelmektedir. Sual ile muhatap alınan insanoğlunun en temel özelliklerinden birisi sorguluyor olmasıdır. Nitekim insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden birisi sorguluyor olmasıdır.

 

Varlığı bir sorunun muhatabı olarak başlayan insan, başta kendi varlığı olmak üzere tüm varlığı sorgulama fıtratı üzerine yaratılmıştır. Kaldı ki yeryüzünün halifesi olma göreviyle mükellef kılınan insanın, tanımadığı şeylerin halifesi olması da düşünülemezdi. Varlığı tanımanın en temel şartı öncelikle varlığın mahiyetini akabinde de yaratılmasının amacının sorgulanmasından geçmekteydi. Ne var ki varlık aleminde onca şeyi sorgulayıp anlamaya çalışan insan, kendisine ilk sorulan sorunun cevabını aramayı unuttu. Oysaki hayatı boyunca cevabını bulmaya çalışacağı en önemli şey kendisinden ilk olarak istenen, “Ben senin Rabbin değil miyim?” sualinin cevabından başka bir şey değildi.

 

İnsan yaratıldıktan sonra kan döküp, fesat çıkaracağı itirazına karşılık Rabbimiz, “sizin bilmediklerinizi ben bilirim” diye cevap vermiş akabinde Hz. Adem’e eşyaların ismini öğretmiş ve Adem’in üstünlüğünü meleklere izhar etmişti. Dolayısıyla Hz. Âdem ve onun şahsında insana ilk verilen şeyin ilim olduğu ortaya konulmaktaydı. Zira insanın varlığı sualle başlamakla varlık alemindeki konumuna ve görevine işaret edilmekteydi. İnsan ilim sahibi yani bilen bir canlıydı. Eşyaya baktığında onu isimlendirebiliyor, bir diğer ifadeyle eşyadan-manaya, zahirden-batına giden yolu keşfedebiliyordu. Nitekim insanın varlığının gayesi de bundan başka bir şey değildi. İnsan, âlim olunca okuyup anlaması gereken tüm varlık onun için bir âlem (işaret) olmuştu. İnsanın görevi ise âlemi okumak/anlamak bir diğer ifadeyle işaretten ibaret olan bu âlemde, varlığın işaret ettiği hakikati görebilmekti. Oysaki bu hakikat kendisine ilk sorulan, “Ben senin rabbin değil miyim?” sualinden başka bir şey değildi.

 

Hakikatte insanın dünyadaki varlığı, ruhlar aleminde kendisine sorulan veya kendisinden istenilen sualin cevabını bulmaktan başka bir şey değildir. Zira insan, ruhlar aleminde kendisine yöneltilen sorunun cevabını vermek üzere dünyaya gönderilmiştir. Ne var ki bu sualin cevabını vermek o kadar da kolay değildir. Zira insanı alıkoymak üzere yolu üzerinde oturan şeytan ve iki omuzu arasında taşıdığı nefsi, onun en büyük iki engeli olarak karşısında durmaktadır. Bu iki düşmanının en önemli hedefi ise insanın eşyadan hakikati anlamasına engel olup, onu eşyaya mahkûm etmektir.

 

Tüm âlem, insanı Rabbine götüren bir işaretken şeytan, insanın eşyayı okumasından/sorgulamasından ziyade eşyayla oyalanması için her türlü tuzağı kurmaktadır. Dolayısıyla nefis ve şeytanın tuzaklarından kurtulmanın en etkili yolu eşyayla oyalanmak yerine, eşyayı sorgulamaktır. İnsan başta kendi varlığı olmak üzere sahip olduğu her şeyi sorgulamalıdır. Zira insan ancak sorguladığı zaman eşyadan manaya giden yolu bulabilecektir.

 

İnsanın varlığın kodlarına ulaşabilmesi ve hakikate erebilmesi için Hz. Ali Efendimizden nakledilen üç sorunun cevabını bulması yeterli olacaktır.

 

1. NEREDEN GELDİM/GELDİ?

Nereden geldiğini bilmeyen bir insan, niçin geldiğini de asla bilemeyecektir. O halde insanın kendine soracağı ilk soru, nereden geldiği olmalıdır. Nasıl ki her şeyin kıymeti asıl maddesi üzerinden değerlendiriliyorsa insanın kıymeti de nerden geldiğine, aslını nereye dayandırdığına göre değişecektir. “Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.” diyen bir mümin ile aslını Allah dışında (ne olursa olsun) başka bir şeye nispet eden kişi asla bir olmayacaktır. İnsan madde olarak topraktan yaratılmıştır, ama varlığı toprağa değil, Allah’a nispet edilir. Zira insanın değeri bedeninde/maddesinde değil, o bedene hayat verip mana yükleyen ruhundadır. İnsanın ruhu ise lâhûtî yani Allah’tan gelmedir.

 

İnsan nereden geldiğini sorguladığı gibi kendi hizmetine verilen eşyanın da nereden geldiğini sorgulamadıkça hakikate erecek değildir. İnsan sahip olduğu şeylerin nereden geldiğini sorguladığı zaman eşyanın esaretinden kurtulacak, eşyanın sahibiyle bağlantı kuracaktır. Eşyanın nereden geldiği sorgulanmadan, eşyanın esaretinden kurtulmak mümkün olmayacaktır. Nitekim zenginliğiyle meşhur olan Kârun’u aldatan sahip olduklarının kaynağının bizzat kendisi olduğunu zannetmesinden başka bir şey değildi. Zira Karun’a, “Allah’ın sana ihsanda bulunup verdiklerinden sen de ihtiyaç sahiplerine ver.” denildiğinde, “Bu servete ben bilgimle sahip oldum.” (Kasas, 77-78) diye cevap vermişti.

 

Bedenimiz, malımız, eşimiz, işimiz vb. sahip olduğumuz her şeyin bize kim tarafından verildiğini sorgulamak, bizi eşyanın gerçek sahibine götürecektir. Sahip olduklarını sadece sebeplere bağlayıp, “müsebbibul esbab” sebepleri yaratanı görmeyen insanın hakikate ermesi mümkün değildir.

 

2. NEREDEYİM?

İnsanın hakikat yolculuğu nereden geldiğini bilmekle başlar, ancak nerden geldiğini bilmek hakikate ulaşmak için yeterli değildir. Zira biliyor olmak yol almak anlamına gelmemektedir. İnsanın ilerlediğini ölçebilmesi için nerede olduğunu bilmesi gerekmektedir. Yaşadığımız dünyada tüm canlılar hareket halindedir. Evrende Allah’ın koymuş olduğu tekâmül yasası kusursuz işlemektedir. Tüm canlılar varlıklarına eksik olarak başlayıp kemâle doğru devam etmektedirler. Tohum, topraktan filizlenerek çıkar. Sonra büyüyüp gürleşir ve en sonunda neslini devam ettirecek meyveyi/tohumu vermekle tekâmül etmiş olur. Civciv yumurtadan çıkar ve yumurtlamaya başlayarak tekâmülünü tamamlar…

 

İnsanın tekâmülü diğer canlılar gibi sadece neslini devam ettirmeye indirgenemez. Zira insan yeryüzünün halifesidir. İnsanın tekâmülü kendisinden ilk olarak istenen sorunun cevabını bulmakla mümkün olacaktır. Dolayısıyla insan, “Ben senin Rabbin değil miyim?” sorusunun cevabını bulmak için geldiği dünyada, konumunu sorgulamalıdır. Ruhlar aleminde, “Elbette sen benim Rabbimsin.” diye verdiği cevabı hatırlamalı ve an itibariyle nerede olduğunu sorgulamalıdır. Hayatında Allah’tan başka Rabb edinip edinmediğini sorgulamalıdır.

 

İnsan Esfeli sâfilin ve A’lay-ı İlliyyîn (aşağıların aşağısı ve yücelerin yücesi) yolculuğunda nerede olduğunu sorgulamalı, bedensel ve coğrafi konumu değil, ruh hali ve amelleriyle nerede olduğunu bilmelidir. Zira kalbi Allah’la beraber olmadıktan sonra bedeninin Kabe’de olmasının ona bir fayda sağlamayacağını bilmelidir.

 

2. NEREYE GİDİYORUM?

Eşref-i mahlukat olarak yaratılan insan, bu şerefinin geldiği yerden kaynaklandığını bilmeli, ancak gideceği yere göre bu şerefin ya ebedi olarak kendisinde kalacağını ya da tamamen kendisinden alınacağını bilmelidir. İnsan, Ben senin Rabbin değil miyim? sualinin cevabını bulmak için geldiği dünyada hedefini asla unutmamalıdır. Yaşadığı hayatın son durağının neresi olacağını hep sorgulamalı; asıl meselenin çok yol almak değil, doğru hedefe ilerlemek olduğunu bilmelidir. İnsan asıl yurdunun cennet olduğunu, buraya imtihan için geldiğini ve hedefinin Allah’ı razı ederek tekrar asıl yurduna dönmek olduğunu bilmelidir.

 

Cennetten dünyaya indirildiğinin farkında olan insan, tekrar oraya çıkmanın kolay olmayacağını da bilmelidir. Kendini hayatın akışına bırakanların asla yükseklere çıkamayacağını, hedefinin sarp yokuşlar, yüce dağlar arkasında olduğunu bilmelidir. Bu yolculuğunda makam-mevki, mal-mülk gibi geçici ve fani olan şeylere de asla aldanmamalıdır.

 

Sözün özü, bize göre çok uzun ama hakikatte kısa bir yolculuk üzere geldiğimiz dünya hayatında Rabbim bizleri hakikat arayışından mahrum etmesin…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.