İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.1002
  • Euro döviz kuru 6.9421
  • 14.05.2018
İdris  Polat

İdris Polat

HİRA’SI OLMAYANIN RAMAZAN’I OLMAZ!

Kıymetli dostlar her yıl rahmet ve bereketiyle bizleri çepeçevre kuşatan bir Ramazan ayına daha ulaşmış bulunuyoruz. Rabbim en güzel şekilde ihya eden ve ihya olanlardan olmayı cümlemize nasip eylesin inşallah.

Ramazan ayını bereketli geçirmek istiyorsak her şeyden önce Ramazan ayının ne anlama geldiğini sağlam temeller üzerinde zihnimize yerleştirmeliyiz. Ramazan boyunca, saymakla bitmeyecek kadar hikmetleri bünyesinde barındıran bu kutlu ayın, farklı yönlerini ele almaya çalışarak “Şehr-i Ramazan” dediğimizde zihnimizdeki izdüşümlerine dikkat çekmeye çalışacağız inşallah.

 

Öncelikle şunu çok iyi bilmeliyiz ki Ramazan-ı Şerifi diğer aylardan ayıran ve bu ayı mukaddes kılan şey bin aydan hayırlı olan, “Kadir Gecesi”dir. Kadir gecesini değerli kılan şey ise bu gecede ilk bölümü inmeye başlayan “Kuran-ı Kerim”dir. Kuran-ı Kerimin bu gece ve Hira mağarasında inmesi ise konumuzun ana temasını teşkil edecektir. Zira Müslümanlar olarak kaybettiğimiz hakikatlerin bulunması noktasında atacağımız ilk adımın izdüşümü Hira olmalıdır.

Kıymetli dostlar, Peygamber Efendimize (sav) ilk vahiy “Cebelinûr” dağındaki “Hira” mağarasında gelmiştir. “Cebeli Nur” Aydınlık dağı demektir. Mekke çevresinde etrafındakilere nispetle daha yüksek olan bu dağa “Cebelinûr” denmesinin sebebi geceleyin yollarını kaybedenlere yardım etmek amacıyla üzerinde ateş yakılıyor olmasıdır. Görüyor musunuz dostlar, Yolunu kaybetmiş insanlığa yol gösterecek olan vahiy, Cebelinûr’da/Nur Dağında yani maddi anlamda, “yollarını kaybedenlere yol gösteren” dağda inmeye başlıyor. Zira manevi yolculukta insanlığını kaybedenlerin ancak Nur Dağın’a inen, Nur ile yollarını bulabilecekleri mesajı verilmiş oluyor.

Ne var ki yolunu kaybedenler için yüksek dağlarda ateş yakmak yetmez, zira bundan önce kaybolanların yollarını bulmaları için bir arayış içine girmeleri ve etrafta kendilerine yol gösterecek bir ışık aramaları gerekiyor. Öyle değil mi rotası/hedefi olmayan gemiye hangi rüzgâr yardım edebilir, gidecek bir yeri olmayana hangi ışık yol gösterir ki… Kıymetli dostlar yollarını kaybedenlerin, Cebelinûr’da yakılan ateşi görmeleri için öncelikle kaybolduklarını bilmeleri ve bir arayış içine girip, kendilerine yol gösterecek işaretler aramaları gerekiyordu. Bundan dolayıdır ki Cebelinûr’da yollarını arayanların sığındığı küçücük bir “Hira/Arayış” mağarası vardı. Cebelinûr dağını zirvesine çok yakın olan bu mağarada yollarını arayanlar vadiyi gözleyip yollarını bulmaya çalışıyorlardı.

Madden yollarını kaybeden yolcuların, kervanların arayışlarına kılavuzluk eden “Cebelinûr ve Hira/Arayış Mağarası” manevi alemde insanlığını kaybetmiş insanlık alemi için kurtuluş yolu arayan Sevgili Peygamberimizin (sav) sığınağı olmuştu. Allah’ın Rasulü (sav) muhtemelen otuz beş yaşlarında iken Hira, Arayış mağarasına kapanmaya başlamıştı. Zira Peygamber Efendimiz (sav) Mekke’nin sokaklarında yapılan haksızlıkları, diri diri toprağa gömülen kızları, köleleri ve daha nice sorunları görüyor ve yüreği daralıyor, içi içine sığmıyordu. Bu sıkıntılar O’nu ne yapacağını bilmez bir halde Cebelinûra ve Arayış mağarası olan Hira’ya götürüyordu.

 

Peygamber Efendimizin (sav) yüreğini yakıp kavuran hakikat arayışı üç yıl boyunca belli aralıklarla gittiği Hira mağarasında onu günlerce tutacak kadar şiddetli ve hararetliydi. Azık olarak yanına çok az miktarda süt, kurutulmuş et veya zeytinyağı ile kuru ekmek alır, bunlar tükenince evinden yenisini tedarik edip tekrar mağaraya dönerdi. Zaman zaman hayat arkadaşı olan hanımı Hz. Hatice’yi de beraberinde Hira’ya götürüyordu.

 

Dostlar yüreğine arayış ateşi düşmeyen için Ramazan-ı Şerif ne anlam ifade edecek ki! Onun için “HİRA’SI OLMAYANIN RAMAZAN’I OLMAZ!” diyoruz. Ramazan-ı Şerif yüreği Kudüs, Gazze, Suriye, Irak, Myanmar başta olmak üzere mazlumların derdiyle dertlenenler için arayış ayıdır. Nasıl ki dünyevi sıkıntıları nedeniyle bunalan insanlar ya yükseklere giderler, aynı şekilde insanlık yükünü omuzlayan dertliler de kendilerine yol gösterecek Cebelinûr dağı arar ve bu dağın zirvelerindeki Hira, arayış mağaralarına sığınır insanlığın kurtuluşu için ayetler/işaretler ararlar.

Rabbimiz oruç ayetlerini anlattığı Bakara Süresi 183-187 ayetleri arasında ramazanın öz itibariyle bir arayış olduğunu fevkalade bir ayetle şöyle ifade etmektedir. “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına icabet ederim. O hâlde, doğru yolu bulmaları için onlarda bana icabet etsinler, bana iman etsinler.” (Bakara, 186.) bu ayette dikkatlerimizi özellikle çekmesi gereken husus, “Kullarım, beni senden sorarlarsa…” kısmıdır. Zira Allah’ın kullarına yakın olması kulların O’nu sormasına bağlanmış ve akabinde, “(bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım.” buyrulmuştur. Bu durumda kullarım beni sormaz aramazlarsa ben çok uzağım manası anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif Hira’sı, arayışı olanlar için anlam ifade etmektedir. Tabi ki kulun arayacakları içerisinde, tüm aradıklarını ona verecek olan Mevla’sı en başta olmak durumundadır. Kaldı ki “O’nu bulan her şeyi bulmuş, O’nu kaybeden ise hiçbir şey bulamamıştır.”

Şair ne güzel ifade eder:

Herkesin bir Hirası olmalı bu zamanda

Gökyüzü yağmursuz kaldığında

Yeryüzünün günahları bunalttığında

Zulüm Çin seddini aştığında

İnsanlardan sıkıldığımızda

Sahte efsunlara karıştığında ömrümüz

Kalabalıklar içinde yalnız kaldığımızda

Peygamber kokan bir Hirası olmalı insanın

-Mehmet Akif Baltacı

Kıymetli dostlar! Ramazan-ı Şerif’in arayış ayı olması konusunda genellikle bir sorunumuz yoktur. Ancak en büyük sorunumuz, “Ne aradığımız ve nerede aradığımızdır.” Aradığımız şey en geniş manada Allah’ın rahmetidir. Ancak aradığımız yer ise bedel ödemeksizin kolayımıza geldiği şeklidir. Kimileri aradıklarını açlık ve susuzlukta arar. Oysaki Allah’ın rahmeti, Ramazan açlık ve susuzluktan ibaret değildir. Ne var ki kimilerinin için Ramazan sadece bundan ibarettir. O halde madem Ramazan en genel de Allah’ın rahmetini aramaktır o zaman bu rahmeti gelin Cebelinûr’da, Hira’da arayalım. Bu rahmete ulaşmak için Hira’dan alacağımız ayetlerle, üzerimize sağanak sağanak yağacak belalarda arayalım. Kolaya kaçıp hevamızın hoşuna giden kuş tüyü yataklarda değil, eza-cefa, gayret-zahmet vadilerinde arayalım.

Aslında hali pürmelalimizi Nasrettin hocanın nüktesi ne kadar da güzel anlatır. Nasreddin Hoca bir gün samanlıkta eşeğinin semerini tamir ederken iğnesini kaybetmiş avluda (bahçede) yere eğilmiş aramaya başlamış. Hocanın merakla bir şey aradığını gören komşuları:

- Hocam hayırdır inşallah! Ne arıyorsun? diye sorarlar. Nasrettin hoca:

- İğnemi kaybettim, onu arıyorum. diye cevap verir. Komşuları, bizde size yardım edelim diyerek eğilip aramaya başlarlar. Bu hali gören birçok kişi bahçeye toplanır ve eğilip aramaya başlarlar, nihayet içlerinden birisi hocaya:

- Hocam iğneyi tam olarak nerede düşürdünüz? diye sorar. Nasrettin hoca hiç bozuntuya vermeden:

- Samanlıkta kaybettim der. Bahçede iğne aramak için toplanmış olan insanlar hayretle hocaya bakıp:

- Yahu hocam! Samanlıkta kaybettiğin iğneyi ne diye avluda arattırırsın?! derler. Nasrettin hoca gayet ciddi bir şekilde,

- Ne yapayım, samanlık ot, saman dolu, hem de karanlık olunca burada aramak daha kolayıma geldi der.

Olayları nükteler üzerinden, akıllarda şimşek çaktırarak anlatan Nasrettin hocamız bu hikayeyle bizlere “SORUNLARIN ÇÖZÜM YOLUNDA İZLENMESİ GEREKEN YÖNTEMİ” anlatmaktadır. Zira insanlar ekseriyetle sorunların çözümü için bedel ödemekten kaçınmakta, kolayına gelen veya hoşuna giden yerde çözüm aramaktadır. Oysaki samanlıkta kaybedilen iğnenin bulunacağı yer elbette ki samanlıktır. Avlunun altı üstüne de getirilse, samanlıkta kaybedilen iğne avluda bulunmayacaktır.

Hakeza Ramaza-ı Şerif Hira’da aranmalı, Arayışı olmayanın Ramazanı olmayacağını, aradığı hakikati ise ancak kaybettiği yerde bulacağını bilmelidir…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.