İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.7618
  • Euro döviz kuru 7.6282
  • 27.02.2018
İdris  Polat

İdris Polat

İyiliği Hakim Kılmak

Yüce Rabbimiz, âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: “İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”

 

Yaşadığımız dünya hayatı mümin nazarında bir tarladan ibarettir. İnanların bu dünyada en önemli vazifesi iyilik ekmektir. Nitekim sevgili peygamberimiz “Kıyametin koptuğunu dahi görseniz elinizdeki fidanı dikmekten geri kalmayın.” diyerek kıyamet endişesi bir tarafa müminin en büyük endişesinin eline geçen iyilik fırsatını kaçırmamak olduğunu ifade etmektedir.

 

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bizlere yaşadığımız hayatın “iyilik” ve “kötülük” ile imtihandan ibaret olduğunu, zira kıyamet gününde herkesin terazisinin bir kefesinde iyilikleri diğerinde de kötülükleri olacağını, zerre miktarı iyilik işleyenin, onun mükâfatını göreceği; zerre miktarı kötülük işleyenin de onun cezasını çekeceğini haber verir. yaşadığımız ortam çepeçevre kötülüklerle kuşatılmış olsa bile, içimizden hayra/iyiliğe çağıran bir topluluğun mutlaka ama mutlaka olması gerektiğini, dahası var gücüyle iyiliğe koşan, iyilikte yarışan bir toplum olmamız gerektiğini vurgulamaktadır. Yaptığımız tüm iyilikleri Allah’ın bildiği bilinciyle yapmamız gerektiğini, Allah’a ve ahiret gününe inanan biz Müslümanların, insanlığın iyiliği için çıkarılan ve iyiliği egemen kılıp kötülüğü mahkûm etmek ve insanları kötülükten alıkoymakla yükümlü olan “en hayırlı ümmet” olmamız gerektiğini belirtmektedir.

 

Müslüman, hayatını iyiliğe adayan ve onu iyiliklerle anlamlandıran kişidir. Müslüman, eliyle, diliyle, kalbiyle, bütün varlığıyla kötülüğün her türlüsünün karşısında dimdik durabilen kimsedir. Nitekim Sevgili peygamberimiz bir duasında Müslümanın “iyilik için yaşama” idealini bir varoluş sebebi olarak şu şekilde takdim etmiştir:

“Allah’ım! Yaşamayı benim için her türlü iyiliği artırma vesilesi yap. Ölümü de benim için her türlü kötülükten kurtuluş sebebi yap!”

Böylesi bir dünyada iyiliği hâkim kılmak, kötülüğe engel olmak idealine sahip biz müminlere çok önemli vazifeler düşüyor. Durum ve şartlar ne olursa olsun bizler, bu dünyada hala iyi insanların olduğu inancını yaşatmalıyız. Kötülüğün iyiliği mağlup etmesine asla göz yummamalıyız. Unutmamalıyız ki; dünya ve ahiret mutluluğu, iyiliğe hizmet etmekten, kötülüğe set çekmekten geçer. Hz. Ali efendimiz dünyada kötülüğün hâkim olmasının sebebini şu şekilde açıklar: “Kötülerin bir beldeye hâkim olması, kötülerin sayılarının çokluğu veya güçlü olduklarından değil, iyilerin tembelliğindendir.” Dinimiz bizden pasif iyi olmamızı değil, bilakis aktif olmamızı istemektedir. Kötülüğün etrafımızı kuşatmasında benim rol almamamın da etkisi/vebali var diyerek olaylara bakmak Müslümanın karakteri olmak durumundadır. Kaldı ki Sevgili Peygamberimiz bizleri iyiliğe teşvik ederken bırakın alışılagelmiş iyilikleri yapmayı, müminin hayat tasavvurunda yeni bir iyilik kapısı açmanın, iyilikte öncü olmanın, çığır açmanın ayrı bir yeri olduğunu özellikle vurgulamıştır. Yeni iyiliklere yelken açmayı teşvik etmek adına, iyilikte bir çığır açan kimsenin kıyamete kadar o yolda yürüyen kimselerin sevabı kadar da sevap kazanacağını bildirmiştir.

 

Rabbimiz yüce kitabında yeryüzünde kıyamete kadar verilecek olan mücadelenin iyilikle kötülüğün mücadelesi olduğunu ifade eder. Toplumsal/sosyal bir varlık olan insanın, iyilik için bir araya gelmesi gerektiğine atıfta bulunarak: “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.” buyurur. İnanların iyi bireyler olmaları ne kadar gerekliyse bir o kadar da toplumsal iyilik bilinci geliştirmeleri gerektiğini vurgular. Kendi istediği maddi ve manevi ihtiyaçlarını gidermekle iyiliğe ulaşmayı arzu etmeyi beyhude bir saplantı olarak ifade eder. Gerçek anlamda iyiliğe ulaşmanın ölçüsünü şu şekilde belirler: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. İyilik adına her ne harcarsanız Allah onu bilir.” Gerçek iyiliğe kendini düşünenlerin değil, kendinden fedakârlık edenlerin ulaşacağını belirtir. İyiliğin mayasında fedakârlık/vermek vardır. Onun içindir ki Müslümanların, “sadaka”, “zekât”, “hediye”, “hibe” ve “îsar” gibi dünyevi hiçbir karşılık beklemeksizin, vermeye dayalı kavramlarla örülmüş zengin bir iyilik bilinci vardır.

 

İyiliği kişisel bir mesele olmaktan ziyade toplumsal bir hareket haline getirmeyi hedefleyen dinimiz, iyiliği vakıflar aracılığıyla kurumsal bir yapıya büründürmüştür. İyilerin buluşma ve organize olma mekânı olan vakıflarımız, iyiliğin çeşitlenmesi, toplumun her kesimine yayılması ve süreklilik arz etmesi konusunda çok büyük rol oynamıştır. Vakıf müesseselerimiz, inanların insanlık başta olmak üzere tüm canlılara karşı ahlâkî, vicdanî ve dinî sorumluluğunu yerine getirerek iyiliğe katkı sağlama çabası esası üzerine inşa edilmiştir. Vakıf müesseselerimiz insanların/toplumların birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerini yerine getirmekle birlikte inanan toplumun hayat felsefesini ifade etmektedir. Nitekim İslam dünyasının dört bir köşesine yayılmış olan mescit ve camiler, han, hamam ve imarethaneler, mektep ve medreseler, tekke ve zâviyeler, çeşme ve sebiller, köprü ve kervansaraylar, topluma sundukları karşılıksız hizmetle vakıf anlayışının, iyiliği toplumun her sahasına hakim kılmak adına bir hayat tarzı olduğunun en somut örnekleridir.

 

Üzülerek belirtmek gerekir ki; günümüzde iyilik, insanlığın gündeminde kötülük kadar yer almıyor. Her geçen gün, dünyamızı kötülükler kuşatıyor. İnsanoğlu; hevâ ve hevesleri, hırs ve ihtirasları uğruna vicdan, adalet, hakkaniyet ve merhametini hızla kaybediyor. Kendisinden başkasına iyiliği dokunmayan bir varlık haline dönüşüyor. Unutmayalım ki bir beldede kötülüklerin gündemin ilk sıralarında yer alması, o beldede kötülükleri yaygınlaştıran en önemli etkenlerden biridir. Tüm bunlar gösteriyor ki insanlık aleminin her zamankinden daha çok iyiliğe ve iyilere ihtiyacı var. Dolayısıyla yaşadığımız şu zamana tanıklık eden ve “Ben Müslüman’ım” diyen herkes, iyiliğin yeniden bu coğrafyada ve bütün dünyada hâkim kılınması için seferber olması; en yakın çevresinden başlamak üzere her işinde hayra anahtar, şerre kilit olmayı ilke edinmesi gerekiyor.

Âli İmrân, 104.

Buharî, el-Edebül-Müfred s. 168.

Zilzal, 7-8.

Bakara, 148.

Âli İmrân, 110.

Müslim, Zikir 75.

Müslim, Zekât 69.

Mâide, 2.

Âli İmrân, 92.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.