İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.7618
  • Euro döviz kuru 7.6282
  • 21.03.2018
İdris  Polat

İdris Polat

Mübarek Üç Aylar Değil!

Balıklar deryada sakin ve sükunetle yüzerken içlerinden birinin,

-Su nedir?  diye sorması karşısında şaşırıp kalmışlar. Aslında soru oldukça basitmiş, ne var ki yıllar yılı içinde sürekli yüzüp yüzgeç attıkları suyun hakikatini hiçbiri bilemezmiş.

Bunun üzerine araya araya balıkların pirini bulmuşlar ve ona sormuşlar; 

-Ey Kıymetli pirimiz, üstadımız, bu su dedikleri şey nedir, nicedir? Balıkların piri hiç düşünmeden;

-Ben sudan başka bir şey görmüyorum ki onu size anlatayım!” diye muammalı, esrarengiz bir cevap vermiş.

Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler 

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Kıymetli dostlar cihân içinde cihân arayan insanoğlu olarak, aslında hali pür melalimiz balıkların halinden hiçte farklı değildir. Halife olarak yaratılmasının[i] akabinde insanın ilk aradığı şey kendi değeri, pahası olmuş ve kendisine verilen can ve ömür nimetini pazara çıkarmıştır.  İnsan önce cennet pazarında kendine paha aramıştır. Bu arayışı onu önce cennet sevdasına götürmüş, sonra da cennetten kovulma telaşıyla baş başa bırakmıştır. En büyük sahtekâr olan şeytan, insanı kandırmak adına dört gözle fırsat kollarken, Adem’in cennet sevdasını görünce adeta:

“İşte şimdi buldum; yaktım çıranı Âdem! dercesine koşup gelmiş, cennet kendisi için yaratılan Âdem’in cennet sevdasını fırsat bilip:

“Ey Âdem! Cennete ebedi kalmanın tek yolu bu yasak meyveden yemendir.” demiş, dahası bu meyveyi yerse melekleşeceğini söylemiştir. [ii] Değerini yanlış yerde arayan Âdem, bir anda daha dün kendisine meleklerin secde ettiğini unutuvermiş! Kıymetini melekleşmekte zannedivermiş. Buna rağmen eli bir türlü yasak ağaca gitmiyormuş. Ne var ki şeytan son bir hileyle Allah’ın adına yemin ederek Âdemi kandırmış! Değeri melekleşmek ve cennette ebedi kalmakta zannıyla kandırılan Âdem birden çırılçıplak ortada kalıvermiş.

Cennette Âdem’in vermiş olduğu bu imtihan artık kıyamete kadar dünyada verilmek üzere, Âdem’in çocuklarına emanet edilmiş. Aslında bu emanet o kadar büyükmüş ki bu emaneti taşımaktan gökyüzü, yeryüzü ve dağlar korkmuşlar, kaçınmışlar. Ama insan işte zalim ve cahil bu emanetle[iii] yeryüzünde hayat serüveni başlamış…

Kıymetli dostlar, hepimiz dünya meydanında, ömrünü pazara çıkararak değerini arayan meçhul yolcularız. Gözümüzü açtığımız her günümüzü, 24 saatimizi satışa çıkartmaktayız. Hepimiz kıymetimizi, pahamızı arıyoruz. Bu pazarda kimileri kendi değerini, dinar ve dirhemde görür ona satılır. Onun içindir ki sevgili Peygamberimiz: “YAZIKLAR OLSUN DİNARIN DİRHEMİN KULLARINA!”[iv] buyurur.

Kimilerimiz bu pazarda, en büyük pahayı aile, ev, çoluk-çocukta zannederiz. Şimdi değerimi buldum edasında tüm ömrümüzü onların hizmetine adarız/harcarız. Oysaki onlar bizim için çok kıymetlidirler ancak, bedelimiz, pahamız değildirler. Onlar bizim için birer fitne/imtihandırlar. Değerimizin düşmesi ve artmasında çok büyük payları vardır. Ancak asla değerimiz değillerdir. Bu bağlamda kimilerimiz koltuklara/makamlara… Kimilerimiz Ayşelere, Alilere… Kimilerimiz oyunlara eğlencelere… Kimilerimiz de modaya süse tav olmuşuzdur…

Unutmayalım dostlar! Çıktığımız bu dünya pazarında elimizdeki tek ve en değerli sermayemiz içinde bulunduğumuz zamanlardır. İşte tam burada en kıymetli hazinemizin farkına varalım diye yüce Rabbimiz, Kitab-ı Kerim’inde, hep zaman üzerine yemin etmiştir. Kimi zaman günlere/gündüzlere, kimi zaman gecelere, kimi zaman kuşluk vaktine, kimi zaman güneşin doğuşuna/batışına, kimi zaman seneye, kimi zaman da asra yemin etmiştir. Hatta Rabbimiz, Habîb-i Kibriya’sı için: “Senin yaşadığın ömre yemin olsun ki…”[v] diyerek O’nun bedeni vb. sahip olduklarına değil (bunların hepsinin de mübarek olmasıyla birlikte), kendi yolunda mücadele ve çileyle geçen ömrü üzerine yemin etmiştir.

Pazara çıkardığımız zamanımız/ömrümüz tek sermayemizdir. Bu sermayeyle ya “A’lay-ı İlliyyîn’e” yükselecek, ya da “Esfel-i Safilîn’e” düşeceğiz. Dostlar! Rabbimiz bizlere verdiği bu zaman sermayesinin her ânını aynı değerde/kıymette hesaba katmamıştır. Gündüz ve gece vakitlerinin en kıymetli anının hangi saatler olduğunu, 24 saatlik bir günümüzün en kıymetli anının hangi vakitler olduğunu, hafta, ay içerisinde en kıymetli günümüzü ve yıl içerisinde en kıymetli ay ve günlerin hangi zamanlar olduğunu da belirtmiştir. Zira toptancı usulüyle kabala satışa çıkartıp zarar etmeyelim istemiştir.

Peki her şeyin zaman ayarlı çalıştığı dünyamızda Rabbimiz bazı vakitleri bazı vakitlerden neye göre üstün tutmuştur? İşte asıl peşine düşmemiz ve asla ıskalamamız gereken nokta burasıdır.

Zaman kıymetini kendinden mi alır, bir diğer ifadeyle zaman kıymetin/değerin bizzat kaynağı, membaı mıdır? Yoksa zaman da kıymetini bir şeylerden mi alır?

ÜÇ AYLAR MI MÜBAREKTİR? YOKSA ÜÇ AYLARI MÜBAREK KILAN BAŞKA ŞEYLER Mİ VARDIR?

Tekrar yazımızın başına dönmemiz gerekecek galiba…

Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler 

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

BİR SONRAKİ YAZIMIZDA “MÜBAREK OLAN NEDİR” BULMAYA ÇALIŞACAĞIZ İNŞALLAH…

 

[i] Bakara, 30.

[ii] A’raf, 20.

[iii] Ahzab, 72.

[iv] Tirmizî, 2375; İbn Mâce, 4135-4136.

[v] Hicr, 72.

 

MAKALEYE YORUM YAZIN
Şehmuz kurt Şehmuz kurt 21.03.2018

Kaleminize sağlık hocam çok güzel bir yazı olmuş. devamını kısa zamanda bekliyoruz inşallah...

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.