İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.7618
  • Euro döviz kuru 7.6282
  • 19.05.2018
İdris  Polat

İdris Polat

RAMAZAN VE İLK EMİR OKU!

Sevgili Peygamberimize otuz beş yaşından itibaren yalnızlık sevdirilmiş ve sık sık bir türlü cevabını bulamadığı, buluncaya kadar da peşini bırakmayacağı soruların peşine düşmek, onlara cevap aramak ve tefekkür etmek üzere Hira/Arayış mağarasına gelmekteydi. Nihayet kırk yaşına basıp olgunluk çağına ulaştığı 610 yılı Ramazan ayının son on günlerinden bir pazartesi gecesinde sabaha karşı daha önce hiç karşılaşmadığı Cebrâil’i karşısında gördü. Bu kısmını buyurun Hz. Aişe annemizden dinleyelim:

 

Cebrail O’na geldi ve ‘Oku!’ dedi. O, ‘Ben okuma bilmem.’ dedi. (Allah Resulü yaşadıklarını şöyle anlattı): “Beni tutup gücüm tükeninceye kadar sıktı. Sonra bırakıp tekrar ‘Oku!’ dedi. ‘Ben okuma bilmem.’ dedim. İkinci defa tutup gücüm tükeninceye kadar sıktı. Bırakıp tekrar ‘Oku!’ dedi. ‘Ben okuma bilmem.’ diye cevap verdim. Üçüncü defa tutup gücüm tükeninceye kadar sıktı ve bırakıp şöyle söyledi: ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alâktan (embriyondan) yarattı. Oku! Senin Rabbin en Kerîm olandır.’” (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 3.)

 

Evet kıymetli dostlar Ramazan-ı Şerif (Şerefli Ay) dediğimiz bu ay tüm şerefini bu geceden, ne ki bu gecenin sadece kısacık bir bölümünden almıştır. O ki, o kısacık bölüm Hz. Peygamberle Cebrail’in buluşması ve Allah’ın ilk vahyinin yeryüzüne indiği bu gece gecelerin sultanı olmuş ve bu geceye Kadir/Kıymet Gecesi denmiş, bin aydan üstün tutulmuştu. Dikkat edelim dostlar! aslında gecenin kendisi diğer geceler gibi sıradan bir geceydi. Ne var ki indiği her yeri şereflendiren Kuran bu geceyi sıradan olmaktan çıkarmış bir ömre bedel olacak şerefe ulaştırmıştı.

 

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Rabbimiz, yarattığı her şeyden yüce ve âli olduğu gibi, Rabbimizin kelamına muhatap olan her şeyde bu yücelikten bir paye almıştır. Kıymetli dostlar Allah’ın kelamı nereye indiyse oraya şeref ve kıymet katmıştır.

 

Nitekim Kuran önce Hz. Cebrail’e indirilmiş bu vesileyle Hz. Cebrail meleklerin efendisi olmuştu. Kuran Hz. Muhammed’in (sav) kalbine indirilmiş ve Hz. Muhammed (sav) peygamberlerin efendisi olmuştu. Kuran indiği geceyi bin aydan hayırlı kılıp, Kadir Gecesi, bu gecenin içinde bulunduğu ayı da on bir ayın sultanı yapmıştı.

 

Kıymetli dostlar, Ramazan niçin yaşadığını unutan Müslümanlara her yıl Hira’yı hatırlatıyor. Kodlarına dönmesini, hayatı Allah’ın adına okuması gerektiğini hatırlatıyor. “Ben okuma bilmem” diyenlerin, ya da hayatı yanlış okuyanların, Cebrail’in Hz. Peygamberi kemikleri birbirine geçecekmiş gibi sımsıkı sıktığı gibi kendilerini sıkmaları, silkelemeleri gerektiğini öğütlüyor. Hayatı nasıl okuduğumuzu hala sorgulamayacak mıyız? Unutmamalıyız ki insan hayatı kimin/neyin adına okuyorsa, onun adına yaşıyor demektir. Hayatı kimin adına okuduğunu bilmeyen insan, kimin/neyin adına yaşadığını da asla bilmeyecek, hayatını heder edecektir. Bu durumda Ramazan, “Hayatı Allah adına yaşamayı öğretmek için vardır.” Zira geceyi bin aydan hayırlı kılan, “Rabbinin adıyla oku” emridir. Hayat, Allah’ın adına okunmaz ve yaşanmazsa bu hayatın hangi kıymetinden bahsedebiliriz ki. Diğer bir ifadeyle, “Rabbinin adıyla oku” emrini bir kenara atıp Ramazan’ı kutlamak ne anlam ifade edebilir ki…

 

Dikkat edin dostlar, Kuran ilk başta okuma yazma bilmeyen ümmi bir kişiye “Oku” emriyle iniyor! Zira insanoğlu kulluk yolculuğuna okumakla başlaması gerekiyor. Tabi ki bu okuma sırandan bir metin okuması değil, nitekim Hz. Cebrail, Peygamber Efendimize bir metin verip onu okumasını da emretmiyor! Bu okuma, insan başta olmak üzere varlığın hikmetini, gayesini anlamak, Rabbinin adına eşya ile yaratıcısı arasındaki bağlantıyı okumak anlamına geliyor. Rabbinin adına okumak, Her işini, her davranışını, her adımını, her amelini Allah’ın adı ile yapmak anlamına geliyor.

 

Ne var ki böyle bir okuma yapabilmek için önce insanın okuma bilmemesi gerekiyordu. Ne diyordu Hz. Peygamber: “Ben okuma bilmem” öyle değil mi? Okuma bildiğini zannedenler hiçbir zaman Kuran okuyamıyorlar. Kuran’ı okumak için önce Kuran’dan önce okuduklarını bir kenara bırakmak gerekiyor. Kafasında Lat, Uzza gibi putlar olanlar, hayatı Lat’ın, Uzza’nın adına okuyanlar veya modern bir ifadeyle, hayatı para, makam, şehvet merkezli okuyanlar, “Ben okuma bilmem” demedikçe Kuran’ı okuyamıyor, okusa da anlayamıyor manasına geliyordu.

 

Kıymetli dostlar! öyle değil mi? Her birimiz hayatı bir şeyler adına yaşamıyor muyuz? Dünya pazarında hayatını makam-mevki, para-pul, şan-şöhret adına yaşayanlar hiçte azınlıkta değildir. Oysaki Ramazan bizlere Rabbimizin ilk ve ebedi olan “RABBİNİN ADINA OKU!” emrini hatırlatmalı ve “Şüphesiz benim hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’âm, 162.) desturunu hayatımıza taşımalıdır.

 

Sevgili Peygamberimiz: “Kuran’ı okuyanla okumayanın misali, ölüyle dirinin misali gibidir. Veya kalbinde Allah’ın kitabından hiçbir şey bulunmayan kimsenin misali, harabe bir ev gibidir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kuran, 18.) buyuruyor. Kıymetli dostlar insan dünya da ya bedeni için yaşar ya da ruhu için. Hangisi için yaşayacağını belirleyen ise hangisini beslediğidir. İnsan bedenini beslemekle meşgul oluyor ve ruhunu ihmal ediyor, erteliyorsa, o beden ruh için mezar haline gelmiş, “RUHUNU BEDEN MEZARINA GÖMMÜŞ DEMEKTİR.” Bu kişi artık yürüyen et torbası veya yürüyen ceset demektir. Kaldı ki Rabbimiz nice ayetlerinde böylelerinden haber vermekte, “Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var?...” (A’raf, 195.) Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, (beden) kabrine defnedilmiş ölülere işittirecek değilsin.” (Fatır, 22.) buyurmaktadır.

 

Kıymetli dostlar! Hira bize gök sofrasından ruhlarımızı beslemeyi öğretiyor. Ramazan ayında bedenlerimizi besleyen sofralardan uzaklaşıp, ruhlarımızı besleyecek gök sofralarının kapısını açmamızı zorunlu hale getiriyor. Peki ya koskoca bir Ramazan boyunca gök sofrasını açmayana ne demeli?! Ya da gök sofrasını açıp okuduğu halde, daha önceki okuduklarını/bildiklerini bir kenara bırakmayıp, “Rabbinin adına oku” emrini anlamayana ne demeli?!

 

Evet dostlar gök sofrasının indiği bu günlerde, gök sofrasından mahrum olanlardan olmayalım. Okuyalım ama en çok Allah’ın kelamını okuyalım. Okuyalım ama okumadan önce bildiğimiz her şeyi unutup, kendimize format attıktan sonra okuyalım. Okuyalım ama ilk ve ebedi desturumuzu “Rabbimizin adına okumayı ve yaşamayı” hayat desturu haline getirerek okuyalım.

Kıymetli dostlar! Kuran’ı doğru mu yoksa yanlış mı okuyoruz? Bu sorunun cevabını kendimize sorarak okuyalım. Bir sonraki yazımızda “Kuran’ı doğru okumanın göstergesi nedir?” sorusunun cevabını arayacağız inşallah…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.