İstanbul İstanbul°C
  • Dolar döviz kuru 6.7618
  • Euro döviz kuru 7.6282
  • 06.03.2019
İdris  Polat

İdris Polat

Sûfîlerin Kur’an ve Sünnet Hassasiyeti

Sûfîlerin Kur’an ve Sünnet Hassasiyeti

Sûfîler çıktıkları bu yolculukta hem teoride hem de pratikte Kur’an ve sünneti esas aldıklarını ifade etmişlerdir. Dolayısıyla yaşadıkları hâller ve makamları Kur’an ve sünnetten istidlâllerde/delillendirmede bulunarak izah etmişlerdir. Sûfîler tasavvuf ve sûfî kelimesinin tanımını yaparken, Kur’an ve sünnetin esas olmasına son derece ihtimam göstermişlerdir. Tasavvuf yolunun efendisi olarak kabul edilen, Cüneyd-i Bağdâdî tasavvuf ve sûfî kelimeleri hakkında yapmış olduğu bir tanımında: “Bu ilmimiz (tasavvuf/sûfîlik) kitap ve sünneti esas almakla sınırlandırılmıştır. Kim bu yolda Kur'an ve sünneti (yeterince) bilmezse, bu yolda ona uyulmaz.” ifadesiyle, Kur’an ve sünnetin sûfîlik yolunun en temel şartı olduğunu ifade etmiştir.

Cüneyd-i Bağdâdî diğer bir tanımında ise: “Bizim ilmimiz, Rasülullah’ın ilmiyle kenetlenmiştir.” sözüyle, aynı gerçeğin altını çizmektedir. Ayrıca Bağdâdî, sûfîlerin Hakk’a ve hayra vasıl olma hedefleri için sünnetin olmazsa olmaz prensip olduğuna dikkat çekmek adına şöyle demiştir: “Hayra giden bütün yollar mahlukata kapalıdır. Ancak Rasülullah’ın izinden gidip, sünnetine uyan ve O’nun yolundan ayrılmayan kimse müstesna. Bu kimseye bütün hayır kapıları açıktır.”

Tasavvuf ilminin ilkleri ve büyüklerinden kabul edilen Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (ö. 283/896) sûfîliğin altı esas üzere kurulduğunu ifade etmiş ve bu altı esası şöyle sıralamıştır: “Allah’ın kitabına sarılmak, Rasülullah’ın sünnetine uymak, helal yemek, insanlara eziyet etmemek, günahlardan kaçınmak, tevbe etmek, üzerine düşen hakları yerine getirmek.” 

Ebû’l-Kâsım İbrâhim en-Nasrâbâdî (ö. 367/978) de sûfîliğin temel esaslarını benzer bir ifadeyle şöyle belirtmektedir: “Kitap ve sünnete sarılmak, hevâ ve bidatlerden uzaklaşmak, büyüklere saygı göstermek. İnsanları mazur görmek, evrâdü ezkâra devam etmek, ruhsat ve tevilleri terk etmektir.” Ebû Süleyman Dârânî (ö.215/830) ise: “Kırk gün boyunca kimi hakikatler kalbime gelir durur, ancak iki adil delil olan, kitap ve sünnet (süzgeci) olmadan onun kalbime girmesine izin vermem” ifadeleriyle sûfîlerin Kuran ve sünnete olan bağlılıklarına dikkat çekmiştir.

Ebû Abdullah Hâris b. Esed el-Muhâsibî (243/857) ve Ebû Tâlib el-Mekkî el-Acemî (ö. 386/996) de aynı hassasiyeti, “Kalbine kalbî amellerden bir hâtır gelen kimse hemen kitap ve sünneti bunlara delil kılsın (mihenk yapsın)” sözüyle dile getirmektedir. Serrâc ise sûfîlerin yolunun Kitap ve sünnete uymak, sahabe ve tabiînin ahlakıyla ahlaklanmak, sâlihlerin edebiyle edeplenmek üzere kurulduğunu ortaya koymak için el-Lüma’ adlı eseri yazdığını ifade etmiştir.

Ebû İshâk eş-Şâtıbî (ö. 790/1388) ise el-İ’tisâm adlı eserinde sûfîlerin Kitap ve sünnete şiddetle bağlı olduklarını ayrı bir başlıkta ele almış, ayrı bir başlık açmasının gerekçesini ise sûfîlerin bid’atçı olduğu hakkında yaygın bir kanaatin varlığına bağlamıştır. Şâtıbî bu bölümde kırktan fazla meşhur mutasavvıfın sünnete bağlılık ve bidatlerden kaçınma konusundaki ifadelerine yer vermiştir.

Sûfîliğin tanımını, Kur’an ve sünneti merkeze almanın gerekliliği olarak ifade eden sûfîler, yapmış oldukları bu tanımı hayatlarında uygulama konusunda da son derece hassas davranmışlardır. Kur’an ve sünnete uymayan düşünce ve davranışları şiddetle reddetmişler, sünnete uyan az amelin, sünnete uymayan çok amelden daha efdal olduğunu belirtmişlerdir. Kuşeyrî, Ebû Yezîd Bâyezîd-i Bistâmî’nin (ö. 234/848) bu konudaki hassasiyetini şöyle rivayet eder: Bâyezîd-i Bistâmî arkadaşıyla birlikte velayet ve zühdle meşhur birini ziyarete giderler. Adamın evinden çıkıp mescide giderken kıble tarafına tükürdüğünü görünce Bâyezîd Bistâmî ziyaretten vazgeçip şöyle der: “Bu adam Allah Rasulü’nün adabından bir adap konusunda güvenilir değilken güttüğü davada (velayet ve zühd) nasıl güvenilir olabilir.”

Sûfîlerin yapmış olduğu bu tanımlardan anlaşılan, sûfîlerin ortaya koyduğu tasavvuf anlayışı, kelime kökeni olarak da mana ve öz olarak da tamamen Kur’an ve sünnet başta olmak üzere İslamî kaynaklıdır. Gerek geçmişte gerekse günümüzde bazı araştırmacıların sûfîlerin İslam dışında kimi felsefi akımlardan etkilenerek ortaya çıktıklarını ifade ediyor olmaları gerçeği yansıtmamaktadır. Nitekim günümüzde bu görüşlerin yaygınlaşmasında en büyük etkiye sahip olan Oryantalistlerin de nihai kanaatleri bu şekildedir. Bilindiği üzere Nicholson 1906 yılında tasavvufun Yeni Eflatunculuktan ve Gnostik kültürden doğduğunu ifade etmiş, fakat 1921’de yazdığı bir makalede bu görüşünden döndüğünü bizzat kendisi belirtmiştir. Tasavvufun yabancı kültürlerden doğduğu kanaatini düzelterek sûfîlerin ortaya koydukları tasavvuf olgusunun tamamen İslam’dan neşet ettiğine işaret etmiştir. Massignion da aynı gerçeği ifade etmek sadedinde sûfîlerin kullandıkları terimlerin ana kaynağının Kur’an-ı Kerim olduğunu belirtmiştir. Netice itibariyle tüm bu görüşler tasavvufun köken olarak Kur’an ve hadislerden neşet ettiğini ortaya koymaktadır.

Kuşeyrî, Abdülkerîm, er-Risâle, thk. Abdulhalim Mahmut-Mahmut b. Şerif, Dâru’ş-Şa’b, Kahire 1989. s. 78.

Kuşeyrî, Risâle, s. 80.

Kuşeyrî, Risâle, s. 80.

Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabaķâtu’l-Asfiyâ, Dâru’l-Fikr, Lübnan 1996, c. X, s. 255.

Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliyâ, c. X, s. 190.

Kuşeyrî, Risâle, s. 125.

Kuşeyrî, Risâle, s. 67; Serrâc, Ebû Nasr et-Tûsî, el-Lüma’, thk. Abdulhâlim Mahmud-Abdulbaki Sürur, Dâru’l-Kutubi’l-Hadîse, Kahire 1960.s. 146.

Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye li-Hukûkillâh, thk. Abdulhalîm Mahmûd, Dârü’l-Meârif, Kahire ts., s. 88.

Serrâc, Lüma, s. 5.

Ebû İshâk eş-Şâtıbî, el-İ’tisâm, thk. Ebu Ubeyde Meşhur b. Hasen, Mektebetü't-Tevhîd, tsz, c. I, s. 147-166.

Kuşeyrî, Risâle, s. 63.

Göktaş, Vahit, Kelâbâzî ve Tasavvuf Anlayışı, Doktora Tezi, Ankara 2007, s. 83.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.