Tüm Memur-Sen Konfederasyon ve Diva-Sen Genel Başkanı Mustafa ÇOPURSUZ
Sayısal çoğunluğu elinde bulundurduğundan bahisle kamu çalışanları adına hükümetle yapılan toplu sözleşme görüşmelerine heyet başkanı sıfatıyla katılıp imza atan Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanın teslimiyetçiliği jest ve mimiklerinde belli oldu.
Hükumetin teklifine karşılık “Hükümet makul ve makbul tekliflerle gelsin, bize iletilen teklif kamu görevlilerini mutlu etmekten uzak, teklif müzakereye uygun, imzaya uygun değil, atılan imzalarla kamu görevlilerini mutlu insanlar zümresine katalım” şeklinde hayalleri süsleyen açıklamalarda bulunurken ne oldu da birden 0,5 artışla vardıkları mutabakatla kamu çalışanları ve memur emeklilerinin maaşlarına 2018 yılının ilk 6 ayı için yüzde 4, ikinci 6 ayı için yüzde 3,5, 2019 yılının ilk 6 ayı için yüzde 4, ikinci 6 ayı için yüzde 5 zam oranına ikna oldu… Hepimizin de bildiği üzere tabir caizse ki elbette caiz, dağ fare değil, karınca doğurdu. Sayın genel başkanın attığı taş kurbağayı ürküttüğüne bile değmedi. Soruyorum şimdi bunun neresi kazanım sizce? Merak ediyorum yoksa gelecek adına bir şeyleri mi garantiledi. Ne yazık ki, Özlemle beklenilen bir Toplu Sözleşme süreci daha teslimiyetle ve yine hüsranla son bulmuştur. Paralı borazanlarının da işgüzarlıklarıyla manşetlerinde verdikleri müjdeli haberleri fos çıkmış ve güvenirliliklerini de kaybetmişlerdir. Diğer taraftan süslü ifadeler ve işin uzmanları edasıyla imza öncesi yapılan heybetli açıklamaları yapan sanki kendileri değilmişçesine kamuoyu ile dalga geçmeye çalışmışlardır. Gönül isterdi ki, kendilerini Ağustos düellosuna hazırlayan yetkili sendikalar ve konfederasyonun taleplerinin tamamı olmasa da en azından yarısının hükümet tarafından kabul edilmesiydi. Gelinen nokta itibariyle, gücünü üyelerinden alamayan sendika yöneticilerine, “Hakkımızı koruyamadığınız için sizi protesto ediyor ve sendikanızdan çekiliyoruz” denmesi kaçınılmaz hal almıştır. Filhakika kazanım başlığı altında paylaştıkları çok husus kamu çalışanlarının olmazsa olmazları değildir.
Özellikle, hac farizasını yerine getirmek isteyenlerin talepleri halinde 20 gün ücretsiz izinli sayılmaları yönündeki kazanımları akılla alay etme manasını taşımaktadır. Zira kaç çalışan memur hacca gidebilmektedir?
Geçim sıkıntısı çeken devlet memurlarının hiç birisinin tatmin olamadığı ücret artışları irdelendiğinde, kümülatif olarak açıklanan rakamlar gerçekte bordrolara aynen yansımayacaktır. Vergi matrahı dolayısıyla, tahakkuk ettirilen ücret artışı yılın ilk çeyreğinde kendiliğinden eriyecektir.
Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı personelleri arasında yer alan Cami görevlileri, Vaiz, Murakıp, Eğitim Merkezi görevlileri, Şef ve Musahhihler adına elde edilen miktarlar övünülecek bir sonuç değil bilakis komik rakamlardır. Oysa özlük haklarında iyileştirme bekleyen Murakıp, Vaiz, Cami görevlileri, Eğitim Merkezi görevlileri, daire içi çalışan Uzman, VHKİ, Şoför, Hizmetli ve aşçılar da hayal kırıklığına uğramışlardır. Toplu sözleşmede isimleri masaya dahi getirilmeyen fakat tüm güçleriyle yetkili sendika için geceli gündüzlü çalışan daire içi memurların takınacakları tavır da merak konusu. Bununla beraber, fazla mesai ücretlerinin hak edilebilmesi için bilfiil görev başında olmanın gerekliliğinden hareketle kurumun tüm kısımlarının istifade edemeyeceği bu husus da hayal kırıklığı yaşatmıştır. Hatırlayacağınız gibi, bir önceki Ağustos ayı toplu görüşmeler sonrası yetkili sendikanın “haftada bir gün mesai ücreti talebimiz gelecek görüşmede (Ağustos 2017) hayata geçirilecektir” şeklindeki ifadeleri hala kulaklarımızda çınlamaktadır.
Yiğidi öldür hakkını inkâr etme betimlemesinden hareketle, özellikle Kur’an Kursu Öğreticilerinin kurum veya idare tarafından ders saatleri içerisinde herhangi bir organizeye davetleri neticesi ders ücretlerini alabilecek konuma getirilmeleri takdire şayan bir kazanım olmuştur. Filhakika Diva-Sen olarak gittiğimiz ve konuştuğumuz her yerde dile getirdiğimiz hususlardan birisi de bu idi.
Esasen üzerinde durulması gereken başka bir konu da; yetkili konfederasyon ve sendikaların çalışan üzerine baskı kurarak beraber yaşama kültürünün ve kurumsal barışın ortadan kalkması adına her türlü çabayı sarf etmeleridir.
Ehliyet ve liyakatin esas alınmasının ne denli önemli olduğu herkes tarafından bilindiği halde maalesef yandaşlık ve torpil müessesi yetkili konfederasyon ve sendikaları tarafından hayatın vaz geçilmezi olarak yürürlükteki yerini korumaktadır. Sendikal üyeliklerin referans olarak kabul edildiği, dahası, sendikalarına üye olmayanların mobbinge maruz bırakıldığı gerçeğini hiç kimse inkâr edemez. Zira hak ve adaletin ortadan kaldırılmasına sebep olan bu tür süfli emeller insan yaşamını olumsuz etkilemektedir.
O halde, kamuoyu ile paylaşılan 258 maddeye de bakıldığında kamu çalışanlarının bilgilerine sunulan hususların hemen hemen hiç bir maddesi yüreklere su serper nitelikte olmamıştır. Hani nerede 4/C statüsünde çalışanlarla ilgili düzenleme? Nerede 4/B statüsünde çalışanlara kadro? Nerede Vekil ve Fahri olarak görev yapanlara statü değişikliği?
Elhasıl, 2017 yılı toplu sözleşme görüşmeleri de kelimenin tam manasıyla hezimetle sonuçlanmıştır. Elbette bunu en iyi değerlendirecek taraflar, yetkili sendikalara üye olanlardır.
Ayrıca, oluşturulan korku ile malum sendikalara üye olan tüm kamu çalışanlarının bu durumu çok iyi anlamalarının ve tepki vermelerinin zamanı da gelmiştir.

Yorum Yazın