Siyer Yayınları tarafından neşredilen 15 ciltlik İslam Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı eserinin tanıtımının da yapıldığı “İslam Tarihi ve Medeniyeti Sempozyumu” gerçekleştirildi.
Okurların ilgiyle takip ettiği program, Dünya Kur’an Okuma Birincisi Mustafa Kızılcaoğlu’nun Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Akabinde Siyer Yayınları Genel Müdürü Ömer Yıldırım, selamlama konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildi. “Biz yayıncılar için en güzel an; eserin elimize ulaştığı andır.” diyen Yıldırım, mutluluk ve heyecanlarını ifade etti ve eserin yayınlanmasında emeği geçen herkese teşekkür etti.
Ardından Siyer Yayınları Editörü M. Ali Alioğlu kürsüye davet edildi. Alioğlu konuşmasında, İslam dini ve müktesebatını insanımızla buluşturmak için gayret ettiklerini, ayrıştırıcı değil birleştirici olmaya çalışarak, yayınlanmasında fayda görülen her eserin hacmine bakılmadan yayın hayatına kavuşturulması hedefi ile çalıştıklarını belirtti. Eserin mahiyeti ile ilgili de bilgi veren Alioğlu, Müslümanların değerlerine sahip çıktıkları zaman yükseldiklerini, kendi tarih ve medeniyetinden uzaklaşan Müslümanlarınsa eziyet ve zulümlerle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.
Alioğlu’nun konuşmasının ardından söz, eserin editörü, İslam Tarihçileri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Şeker’e verildi. 15 ciltlik bu büyük eserin yazımından, yayın aşamasına kadar oldukça meşakkatli bir süreçten geçtiğine değinen Şeker, eserin yazımında katkısı bulunan ancak vefat etmiş olan Prof. Dr. İbrahim Sarıçam, Prof. Dr. Ahmet Güner ve Prof. Dr. Halil İnalcık gibi akademisyenleri de yad ederek, bölüm editörlerinden, yazımda emeği geçen herkese teşekkür etti.
Akabinde Diyanet İşleri Eski Başkanı, İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kürsüye davet edildi. Böyle hacimli bir eserin yayınlanmasına vesile olması hasebiyle Siyer Vakfımıza özel teşekkürlerini belirterek sözlerine başlayan Görmez, şunları belirtti:
“Kur’an bizden iki büyük kaynağı okumamızı ister. Kainat ve tarih. Tarih: ibret, ders, zikir ve ayettir. Tarih nakli ilim gibi bilinse de Kur’an’ın da belirttiği yönüyle akli bir ilimdir.
Son yıllarda Sünnet-Siyer tartışmaları oluyor. Geçen yüzyılın başında Hindistan’ı parçalayan bu akım, sonra Mısır’a da sıçradı. Son dönemde bu topraklarda da ifrat-tefrit noktasında devam eden bu tartışmalardan kurtulmanın yolu ilimden geçiyor. İfratın da tefritin de adalete olan uzaklığı eşittir.”
Görmez, şu değerlendirmede bulundu:"Doğrusu bir siyer hocası olarak son zamanlarda kalbime en ağır gelen konulardan birisi Türkiye'de; sünnet, siyer, hadis üzerinden ifrat ve tefrit noktalarına giden tartışmaların yapılıyor olması olmuştur. Bu tartışmalar, bu yüzyılın başında Hindistan Müslümanlarını bölmüş, parçalamıştır.
1950'li yıllarda Mısır'a intikal etmiştir. Ama bu topraklarda Resul-u Ekem üzerinde ittifak etmiş milletimizin tarihinde, sünnet ve Siyer-i Nebi üzerinde ifrat ve tefrit tartışması yapmak bize yakışmıyor. Bu tartışmaları bir yana bırakmanın, ifrat ve tefrit tartışmasından kurtulmanın yolu, ilimden geçiyor. Bu tür eserler ortaya koyarak her insanımızın en güzel, en doğru bilgiye sahip olmasını sağlamak gerekiyor. Bir tarafta risalet ve nübüvveti sadece vahyi bize getiren aracı olarak gören yanlış bir düşünce, diğer tarafta ise karikatür krizlerine malzeme taşıyan bir peygamber tasavvuru. Biri ifrat, biri tefrit. İkisinin de adalete uzaklığı ve yakınlığı eşittir. Bir tarafta sünneti, İslam'ın Kur'an'dan sonraki en büyük kaynağı olduğunu ret eden yanlış bir düşünce, bir tarafta ise Resul-u Ekrem'in gönderildiği toplumun örfünü, adetini, geleneğini, evrensel bir sünnet olarak kabul eden yanlış bir düşünce. Yine biri ifrat, diğeri tefrit. Bir tarafta her biri peygamberi bir hikmet hazinesi olan hadis külliyatımız ve bütün bu külliyatı itibarsızlaştıran yanlış bir anlayış, bir taraftan da Resul-ü Ekrem'e bazen de iftira olarak uydurdukları yalan yanlış haberleri peygambere isnat etmekten çekinmeyen, O'nun ifadesiyle 'cehenneme giden yerine hazırlayan' yanlış anlayış. Her iki tarafta, selefi salihin büyük emekler sarf ederek ortaya koyduğu hadis, isnat ve tadil ilmini yok sayıyor. İslam tarihi hocalarımızın tarih içerisinde ortaya koydukları emekleri yok sayarak bu ifrat ve tefrit tartışmalarına girmek bize yakışmıyor. İlim ile bunları aşmalıyız. Kıt ve yanlış bilgi bu tartışmalardan bizi çıkarmaz.
Uluslararası Müslüman Alimler Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ali Muhiddin Karadai de programa katıldı ve bir konuşma gerçekleştirdi.
Ardından kürsüye davet edilen Siyer Vakfı Kurucusu Muhammed Emin Yıldırım, konuşmalarında tarihin okunmasındaki öneme vurgu yaparak, Müslümanların bu konudaki eksikliğine değindi.
Selamlama konuşmalarının ardından İslam Tarihi ve Medeniyeti Sempozyumu 1. Oturumu başladı. Prof. Dr. Ziya Kazıcı’nın başkanlığında “İslamın Doğuşu ve Fetih Dönemleri: Asr-ı Saadet’ten Abbasilere” başlığı ile gerçekleşen oturumda, ilk olarak Prof. Dr. Rıza Savaş’a söz verildi. Savaş, Hz. Muhammed’in (sas) peygamberliğinin önemine vurgu yaparak O’nun kişiliği, kulluğu, siyasi liderliği, muallimliği üzerinde durdu. Kur’anı doğru anlamak ve sünneti doğru anlamak için Hz. Peygamberin hayatını doğru okumak gerektiğini belirten Savaş, “Müslümanlar olarak bu alanda daha çok çalışma yapmamız lazım.” diyerek sözlerini tamamladı.
Daha sonra Prof Dr. Mehmet Kapar, tebliğinde Raşid Halifeler ile ilgili bir sunum yaptı. Raşid Halifeler döneminin siyasi, dini, idari olaylar bir tarafa sosyal olaylar açışından da Rasulullah’ın (sas) hayatının devamı niteliğinde olduğunu belirten Kapar, “Rasulullah’ın (sas) etrafında bulunan halifelerin dönemini sadece siyasi olarak değerlendirdiğimizde, yapılan fetihleri dikkate aldığımızda İslamın cihad anlayışının tam anlamı ile ortaya konulduğunu görürüz.” dedi.
Emeviler cildi editörlüğünü yürüten Prof . Dr. Adnan Demircan tebliğinde, Emeviler konusunun bir önyargı yumağı ile şekillendiğine değinerek, Emevilerin siyasi yönetim, dini yaşam ve mezheplerin şekillenmesindeki etkilerinin bölümde detaylı bir şekilde ele alındığından bahsetti. Ayrıca yönetimin hilafetten saltanata dönüştüğüne vurgu yapan Demircan, İslamın yönetime dair sadece ilke ve prensipler verdiğini, bu anlamda dört başı mamur bir yönetim şeklinin olmadığını belirtti.
Endülüs bölümünü kaleme alan Prof. Dr. Mehmet Özdemir ise İslam Tarihinde Endülüs’ün önemine vurgu yaptı. Endülüs tarihinin olumlu ve olumsuz örneklere sahip olduğunu, ama mevcut kaynaklarda Endülüs tarihine dair bilgilerin çok eski olduğuna değinen Özdemir, batılıların kendi zaviyelerinde yazdığını lakin İslam dünyasının son (son 400 yıl) dönemlerde ele alındığını ifade etti ve yayınlanan bu eserin ciddi bir boşluğu doldurduğuna dikkat çekti.
“Bu eserin, mensubu olduğumuz İslam dünyasında bir tarih bilinci oluşturmasını ümid ediyorum.” diyerek söze başlayan Abbasiler bölümünün editörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Nahide Bozkurt, Abbasiler dönemindeki sosyal ve siyasi gelişmelere değinerek Selçuklular sürecine geçişten ve Abbasiler’in yok oluşundan bahsetti. Ayrıca kültür ve medeniyet konusunda Abbasiler döneminin Batı dünyasındaki aydınlanmanın temelini oluşturduğunu ifade etti.
Sempozyumun “İslam Tarihi’nin Yeniden Yazıldığı Devirler: Ağlebilerden Anadolu Beyliklerine” başlıklı 2. Oturumu, Prof. Dr. Ali Aktan’ın başkanlığında yapıldı.
İlk sözü alan Prof. Dr. İsmail Hakkı Atçeken, “İslam Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı’nın 15 cilt tamamı tercüme değil teliftir ve bu açıdan çok önemlidir.” diyerek söze başladı. Atçeken konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Abbasiler devrinde kurulan devletler, 1. Asırda tamamen otoriter yöneticiler tarafından yönetilmiştir. Bu bölümde 13 devlet ve mahalli hanedanlıklar özellikle incelendi. Bu devletler iç işlerinde bağımsız ama dış işlerinde Abbasilere bağlı devletlerdir. 2. Asırdan itibaren dini otoriteyi, sonrakiler ise siyasi otoriteyi temsil ediyordu. Kültürel birlikteliğin Abbasilerde de devam ettiğini görüyoruz. Özellikle ekonomik ve imar faaliyetleri açısından da özgün çalışmalar ortaya koymuşlardır.”
Daha sonra söz alan Prof. Dr. Hanefi Palabıyık, “İslam tarihinde Türklerle olan ilk irtibat yeni bir ruh, heyecan, şevkin ortaya çıkamasına neden olmuştur. Türklerle bu ilk temas ile “ilayı kelimetullah” arzusu dünyanın bir çok noktasına islamın ulaşmasına yardımcı olmuştur.” dedi. Palabıyık, konuşmasında şunları ifade etti: “Selçuklular’la birlikte Türk medeniyetinin terk edilerek islam medeniyetine bir geçiş olduğu ve İslamlaşmasında zirveye ulaştığını söyleyebiliriz. Selçuklular’ın en büyük katkılarından biri de sünnileşme ve tasavvuf geleneğinin yerleşmesinde olmuştur. İslam Tarihi ve Medeniyeti eseri, yaşadığımız tarih bilinci açlığını ve zayıflığını giderecektir.”
Palabıyık’ın ardından Prof. Dr. Yusuf Ayönü, Anadolu Beyliklerinin İslam Tarihindeki yeri ile ilgili bölümüne dair görüşlerini sunarken Anadolu’nun fethini mutlaka ele almak gerektiğini vurguladı. Toprağı vatan yapan kahramanlardır beylikler, diyerek sözlerine başlayan Ayönü, Selçuklulardan sonra oluşan siyasi boşluk, Osmanlı’ya geçiş sürecinde Beyliklerin üstlendiği görevin, bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması açısından önemli olduğunu vurguladı.
İslam Tarihi ve Medeniyeti Sempozyumu, “Osmanlılar ve İslam Medeniyeti’nin Temelleri/Temsilcileri” serlevhalı 3. Oturumu ile Prof. Dr. Refik Turan’ın başkanlığında gerçekleştirildi.
Oturum boyunca; Prof. Dr. Şefaettin Severcan; Beylikten Cihan Devletine Osmanlılar, Prof. Dr. Mefail Hızlı; İslam Medeniyeti’nin Kurumsal Temelleri / Asr-ı Saadet’ten Selçuklulara, Prof. Dr. Seyfettin Erşahin; İslam Medeniyeti’nin Yeni Çağda Son Büyük Temsilcisi: Osmanlı Devleti konulu sunumlarını yaptılar.
Muhammed Emin Yıldırım Hocamızın başkanlığında gerçekleştirilen Değerlendirme Oturumu boyunca Prof. Dr. Mustafa Fayda, Prof. Dr. Hüseyin Algül, Prof. Dr. Mehmet Şeker ve Prof. Dr. Refik Turan değerlendirme konuşmalarını yaptılar.
Program sonunda konuşan Muhammed Emin Yıldırım Hocamız şunları ifade etti: “Bu proje, bitmeyen bir proje. İslam tarihi yalnızca Peygamberimiz (sas) ile başlayan bir tarih değil, Hz. Adem’den (as) başlayan bir insanlık tarihidir. Geçmişimizle ağlamanın, dövünmenin bize bir faydası olmadığı gibi sadece övünmenin de bir faydası yok. Artık hepimiz kendimize gelerek üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmek zorundayız. Bu zamanın en önemli cihadı ilimdir. Kılıcın yerini artık kalem almıştır. O zaman haydi vazife başına.”
Gerçekleştirilen bu sempozyumla, Siyer Yayınları tarafından neşredilen, 250’ye yakın konu başlığı, 15 cilt ve 10 bin sayfadan oluşan, 200’den fazla akademisyenin katkı sağladığı İslam Tarihi ve Medeniyeti Külliyatı yayın hayatına kazandırılmış oldu.

Yorum Yazın