İslam düşünce tarihinde, "Mihne" veya çile dönemi olarak adlandırılan süreçler, sadece ilmi birer tartışma değil; aynı zamanda ilmin, siyasi otoritenin emrine girmeyi reddedişinin sembolleridir. Ehl-i Sünnet’in omurgasını oluşturan İmam-ı Azam Ebû Hanife, İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam Buhârî, farklı dönemlerde yaşamış olmalarına rağmen, "ilmi vakar" uğruna benzer bedeller ödemişlerdir.
İşte bu üç büyük dev’in, iktidarın baskılarına karşı sergiledikleri destansı duruşun ibretlik hikayesi;
İzzet ve İstikamet: İslam’ın Üç Büyük İmamının Siyasi Otoriteyle İmtihanı
İslam ilim geleneği, hakikati her türlü dünyevi menfaatin üzerinde tutan bir miras üzerine inşa edilmiştir. Bu mirasın korunmasında en büyük pay, zindanlarda kırbaçlanmayı veya sürgünlerde vefat etmeyi, saraylarda dalkavukluk yapmaya tercih eden büyük imamlara aittir.
İmam-ı Azam Ebû Hanife:
Sarayın Değil, Adaletin Terzisi
Fıkhın kurucu dehası Ebû Hanife, hayatı boyunca bağımsızlığını korumak için ticaretle uğraşmış, devletten gelen hiçbir maaşı kabul etmemiştir. Onun iktidarla olan imtihanı, yargı sistemini (kadılık) meşrulaştırma çabalarına alet olmamasıyla başladı.
Ya bizim istediğimiz gibi konuş ya da Hapis
Emevi Valisi İbn Hübeyre’nin "Kûfe Kadılığı" teklifini reddettiği için kırbaçlandı. Daha sonra Abbasi halifesi Mansur, kendi siyasi kararlarını onaylatmak amacıyla onu Bağdat başkadısı yapmak istedi.
Zindanda Gelen Vefat:
"Eğer bana vasıflandırdığın bu işe layıksam, yalan söylediğim için bu görevi yapamam; eğer yalancıysam, zaten bir yalancıyı kadı yapmamalısın," diyerek halifeyi susturdu. Bu dik duruşu sebebiyle hapse atıldı, işkence gördü ve bazı rivayetlere göre zehirlenerek şehit edildi. O, fıkhın sadece kitaplarda değil, vicdanlarda da hür kalması gerektiğini canıyla ispatladı.
İmam Ahmed bin Hanbel:
"Mihne" Döneminin Sarsılmaz Dağı
İmam Ahmed bin Hanbel’in karşılaştığı zulüm, İslam tarihine "Mihne" (Sınav) olarak geçen, Kur’an’ın mahluk (yaratılmış) olup olmadığı tartışmasıdır. Dönemin halifeleri (Me’mun, Mu’tasım ve Vâsiḳ), Mutezile düşüncesini devletin resmi ideolojisi haline getirip alimleri buna zorlamışlardı.
Kırbaçlar Altında Kelam:
Dönemin neredeyse tüm alimleri baskı ve ölüm tehdidiyle bu görüşü kabul ettiklerini söylerken, İmam Ahmed tek başına direndi. Yıllarca zindanda tutuldu, ağır işkencelerden ve kırbaçlardan geçti.
İlmi Direniş:
Ona "Kur’an mahluktur de kurtul" dediklerinde, o halkın bu yanlışa düşmemesi için geri adım atmadı. Onun bu sabrı, Ehl-i Sünnet akidesinin korunmasını sağladı. Siyasi otorite değiştiğinde zindandan çıktığında, bir "iman kahramanı" olarak karşılandı.
İmam Buharî:
Siyasi İstibdada Karşı İlmi Vakâr
Buhârî’nin imtihanı ise itikadi bir tartışmadan ziyade, ilmin "kişiye özel" hale getirilmek istenmesine karşıydı. Buhara Valisi Halid b. Ahmed’in, çocuklarına özel ders verilmesi ve kitaplarının sarayda okunması talebini reddetmesi, krizin fitilini ateşledi.
Sarayın Kapısında İlim Olmaz:
Buhârî, İlim ayağa gitmez, ilmin ayağına gelinir"diyerek ilmi bir statü sembolü haline getirmeyi reddetti. Bunun üzerine vali tarafından sürgüne zorlandı.
Gurbette Vefat:
İmam Ahmed ve Ebû Hanife zindanda bedel öderken, Buhârî vefasızlık ve sürgünle sınandı. Semerkant yakınlarındaki Harteng kasabasında, hüzün içinde Rabbe kavuştu.
Sonuç:
Ortak Payda "İhlas"
Bu üç büyük şahsiyetin hayat hikayeleri incelendiğinde ortaya çıkan ortak sonuç şudur:
İlim, siyasi gücün bir aparatı haline geldiğinde ruhunu kaybeder.
Ebû Hanife, adaletin bağımsızlığı için zindanı,
Ahmed bin Hanbel, inancın saflığı için kırbacı,
İmam Buhârî , ilmin izzeti için gurbeti seçmiştir.
Bugün Sahîh-i Buhârî, Müsned veya Fıkh-ı Ekber hâlâ baş tacı ediliyorsa, bunun sebebi sadece içindeki bilgilerin doğruluğu değil, bu eserleri yazan kalemlerin hiçbir güç karşısında eğilmemiş olmasıdır. Onlar, "Zalim sultana karşı hakkı haykırmak en büyük cihaddır" hadis-i şerifinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
Belki de zamanlarında, bu Arslanlar için, “ keşke boyun eğseydi de bu duruma düşmeseydi, keşke suya sabuna dokunmasaydı da bu duruma düşmeseydi, ha sarayda ders vermişsin ha medresede ne fark eder” diyen ezik alimler, ahirete imandan ve ilmin izzetinden bahseden alimler de olmasına rağmen onlar bu sesleri duymadan ilmin izzetini muhafazaya devam etmişlerdir.
Ama bu alimleri psikolojik ve fiziki işkenceye tabi tutanların torunları bunlardan ibret almak yerine altındakilere aynı muameleyi reva görmekte çok rahat davranmaktadır.
Allah cc. ve tarih korkakları değil, cesur arslanlardan övgüyle bahseder.
Yorum Yazın