ZAYIFLARIN İZZETİYLE YÜKSELMEK
وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ ۖ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ} (الأنعام: 52)
Yukarıda, En’âm Suresi 52. ayetin mesajını günümüzün yönetim anlayışı, siyaset sosyolojisi ve idarecilik pratikleriyle mukayese ederek açıklamaya çalışacağım.
Kutsal Uyarı ve Modern Yönetim: En’âm süresi, 52. Ayetinin idarecilik Kodları
En’âm Suresi’nin 52. ayeti, sadece dini bir metin değil, aynı zamanda yönetimde ahlakın, adaletin ve insan onurunun anayasasıdır. Mekke’nin aristokrat yapısına karşı inen bu ilahi ihtar, bugün modern dünyanın "etkinlik", "strateji" ve "protokol" adı altında meşrulaştırdığı pek çok yönetim hatasına ışık tutmaktadır.
1 - Pragmatizm mi, Samimiyet mi?
Günümüz idarecileri, genellikle "büyük resme" odaklanma iddiasıyla hareket ederler. Karar alma süreçlerinde gücü elinde bulunduranın, sermaye sahibinin veya geniş kitleleri etkileme potansiyeli olan "elitlerin" memnuniyeti öncelenir. Ancak bu ayet , bu pragmatist (faydacı) mantığı temelinden sarsar.
Hz. Peygamber’e (sav) gelen teklif, aslında "stratejik" olarak mantıklı görünüyordu: Şehrin ileri gelenleri Müslüman olursa, halk da onları takip edecekti. Fakat Allah, bir davanın temeline samimiyet yerine stratejiyi koymanın, "zayıfı güçlüye kurban etmenin" adını net koymuştur: Zulüm.
Bugünün idarecileri için bu; lobilerin, üst kurulların veya zenginlerin hatırı için kapısındaki garibanı görmezden gelmenin ilahi bir reddiyesidir.
2 - Protokol Duvarları ve Halkın İradesi
Modern yönetim anlayışında idareci ile halk arasına kalın duvarlar, aşılması güç bürokratik engeller ve "VIP" ayrıcalıklar girmiştir. Mekkeli müşriklerin talebi de aslında buydu; onlar bir "protokol" talep ediyor, alt tabaka ile aynı hizada durmayı reddediyorlardı.
Ayet, idareciye şu mesajı verir: Asıl itibar, senin makamında kimin oturduğuyla değil, senin yanında kimin durabildiğiyle ölçülür. Eğer bir idarecinin masasında sadece seçkinler yer buluyor, sabah akşam davası için samimiyetle çalışan "isimsiz kahramanlar" kapı dışarı ediliyorsa, o idareci ilahi çizgiden sapmış demektir. Günümüz yöneticisinin sınavı, toplumun en "görünmez" ferdini en az en güçlüsü kadar dinleyebilmesidir.
3 - Hesap Verilebilirlik: Kim Kimden Sorumlu?
Ayette geçen "Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara..." ifadesi, modern yönetimdeki "kolektif suçlama" veya "etiketleme" hatalarına parmak basar. Günümüzde idareciler, bazen çevresindeki insanların geçmişine, sosyal statüsüne veya dış görünüşüne bakarak onları sistemin dışına itebilmektedir.
Allah, her bireyin hesabının şahsi olduğunu hatırlatarak; yöneticiden, insanların kalplerini veya sosyal kökenlerini sorgulamasını değil, onların samimiyetine ve liyakatine değer vermesini ister. İdarecinin görevi, insanların dünyevi "karnelerine" bakarak dışlamak değil, samimiyetle hizmet edeni muhafaza etmektir.
4 - Sonuç: Zayıfların İzzetiyle Yükselmek
Bugün dünyada güç temelli bir yönetim dili hakimdir. Ancak bu ayetin bize öğrettiği "Nebevi Yönetim Modeli", gücünü ezmekten değil, ezilenin elinden tutmaktan alır.
Bir idareci için en büyük tehlike, "güçlüleri kazanmak" uğruna, kendisine samimiyetle bağlı olan, "sabah akşam rıza-i ilahi için koşan" sadık kitleleri küstürmektir.
Ayetteki "Zalimlerden olursun" uyarısı, modern liderler için bir aynadır: koltuğunu korumak için samimiyeti kurban eden her yönetici, aslında kendi sonunu ve adaletsizliğini hazırlar. Çünkü tarih, soyluları ve zenginleri değil, "yürekten inanan KAHRAMANLARI ve onların omuzlarında yükselen medeniyetleri” yazar.
Ahmet MEHMETALİOĞLU
İSTANBUL MERKEZ VAİZİ
30.04.2026
Yorum Yazın