Yıllardır bu ülkenin sosyolojik bir yarası haline gelen, "3 ay evli kalıp ömür boyu borçlu çıkma" garabetinde nihayet Anayasa Mahkemesi’nden bir ses yükseldi. Yüksek Mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki o meşhur "süresiz" ibaresini oy çokluğuyla iptal etti. Ancak adalet mekanizmasının bu gecikmiş hamlesi, bugüne kadar "ömür boyu ATM" muamelesi gören, hayatı kararan, eski eşi nafaka hakkını kaybetmesin diye resmi nikah yapmadan imam nikahıyla yaşarken kendisi borç batağında yüzen binlerce mağdurun ahını dindirmeye yetmiyor.
Sorun sadece hukuki bir boşluk değil, aynı zamanda bu toplumun değerleriyle taban tabana zıt bir yabancılaşma sorunudur. Yüzde doksanından fazlasının Müslüman olduğu söylenen bir ülkede, aile hukuku ne yazık ki bu toplumun inanç dünyasından tamamen kopuk ilkelerle yönetiliyor. İslam hukukuna baktığınızda boşanma sonrasındaki mali çerçeve nettir: Kadının hakkı olan mehir ödenir ve kadının bekleme süresi olan "iddet" süresince geçimi sağlanır. Bunun ötesinde bir erkeği, artık hiçbir bağı kalmadığı bir kadına ömür boyu mali olarak bağlamak ne İslam’ın adalet anlayışına sığar ne de vicdana. Bu halka, kendi inanç dünyasına ters kanunlarla adeta bir zulüm düzeni dayatılmıştır.
Şimdi top Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) önünde. Önlerinde 9 aylık bir süre var. Peki, umutlu olabiliyor muyuz? Maalesef hayır. Son dönemlerde meclis çatısı altından çıkan, alelacele hazırlanmış, etki analizi yapılmamış, tabiri caizse "doğurmadan ölen" eksik ve hatalı kanunları gördükçe, insanın içinden iyimser olmak gelmiyor. Halkın gerçek dertlerinden uzak, sahadaki pratikten kopuk bürokratik reflekslerle yasa yapma alışkanlığı, bu konuda da bizi "yağmurdan kaçarken doluya tutulma" tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.
Korkumuz odur ki; yarın bir gün meclis yine absürt kriterlerle, ucu açık formüllerle, hakimlerin inisiyatifine bırakılmış ve suiistimale açık yeni bir yama mevzuatla karşımıza çıkmasın. Toplumun beklentisi net ve basittir: Dünya standartlarında, evlilik süresini, tarafların gerçek durumunu gözeten, hakkaniyetli ve en önemlisi "medeni" bir kanun.
Devlet, sosyal devlet olmanın gereği olarak yardıma muhtaç vatandaşını korumakla yükümlüdür; ancak bu yükümlülüğü, boşanmış bir erkeğin sırtına ömür boyu bir pranga olarak vurarak devredemez. Eğer TBMM bu 9 ayı da bir başka hukuk fiyaskosuna imza atarak harcarsa, sadece adalete olan inancı biraz daha zedelemekle kalmayacak, binlerce insanın ahını almaya devam edecektir. Göreceğiz; meclis bu sefer halkın feryadını duyup gerçek bir adalet mi tesis edecek, yoksa yine yarım yamalak bir düzenlemeyle bizi hayal kırıklığına mı uğratacak?

Yorum Yazın