Hukuk, toplumun, üzerinde yükseldiği en temel sütundur. Bir hukuk fakültesi mezuniyet töreni, sadece diplomaların dağıtıldığı bir akademik ritüel değil, aynı zamanda toplumun adalet mekanizmasını emanet edeceği "adalet savaşçılarının" yemin ve vazife bilinciyle sahneye çıktığı bir geçit törenidir. Ancak, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden yansıyan görüntüler, bu kutsal emanetin sahibi olması beklenen bir grup genç hukukçunun, "doğruluk" ve "adalet" kavramlarıyla olan imtihanının daha cübbelerini giyerken kaybedildiğini göstermektedir.
Bir mezuniyet töreninde, evrensel ahlak ilkelerinin ve hukuk felsefesinin özü olan "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" Ayetinin yazılı olduğu bir pankartın, toplumum en dosdoğru olması gereken bizzat hukuk öğrencileri tarafından engellenmeye çalışılması, basit bir hoşgörüsüzlük örneği değil, zihinsel bir kırılmadır.
Bu tavır, biz Ömerler yetiştirmek istiyoruz haykırışına karşı, biz Ömer değil Ebu cehil olacağız başkaldırısıdır.
Bu tavır, resmen adalete karşı bir reddiyedir.
"Dosdoğru olmak"; tarafsızlığı, dürüstlüğü, eğilip bükülmeden hakkı teslim etmeyi temsil eder. Hukukçunun yegâne pusulası olması gereken bu ilke, nasıl olur da geleceğin savcılarını, hakimlerini ve avukatlarını rahatsız eder? Bu tepki, sembolik bir pankarta yönelik bir engelleme hareketinin ötesinde, adalet mefhumunun kendisine karşı yapılmış sessiz bir ihanet hareketidir.
Eğer bir hukukçu adayı, "dosdoğru olma" çağrısından rahatsızlık duyuyorsa, bu durum şu vahim soruları akla getirir:
Bu tepki, "Biz adaletin terazisini hakkıyla tutmayacağız, tarafların toplumsal statüsüne ve cebindeki parasına göre hüküm vereceğiz " itirafı değil midir?
Bu tavır, kişiye, zümreye veya güce göre şekillenen bir hukuk anlayışının şimdiden benimsendiğinin bir göstergesi değil midir?
"Dosdoğru" olmanın, yani evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalmanın reddedildiği bir yerde, adaletten bahsedilebilir mi?
Güvenin Sarsılması: Adaletin Ölümüdür.
Hukuk, ancak ona duyulan güvenle ayakta kalabilir. Henüz mesleğe adım atmadan, dürüstlük ve adaleti hatırlatan bir söze karşı kolektif bir linç kültürüyle hareket eden bu zihniyet, toplumun güvenini temelinden sarsmaktadır. Adaleti tesis etmesi beklenenlerin, doğruluk ilkesini "sansürlenecek bir tehdit" olarak görmesi, hukuk devleti için bir alarm zili değil, bir enkazdır.
Rektör Yardımcısı'nın, bu engelleme girişimini "İşte Yeditepe'nin ruhu" diyerek desteklemesi ise durumun vahametini zirveye taşımıştır. Kurumsal bir bakış açısıyla "doğruluk" arayışının bastırılması, eğitim kurumlarının temel misyonuna ihanettir.
Sonuç olarak; dosdoğru olmayı reddeden, adaleti kendi ideolojik filtrelerinden geçiren veya dürüstlük ilkesini bir "öteki" olarak kodlayan bir hukuk anlayışından toplumun bekleyeceği tek şey, daha fazla adaletsizliktir. Cübbesini adalete değil de, kendi ön yargılarına ve ideolojilerine göre şekillendireceğini daha yolun başındayken haykıran bu zihniyet, maalesef Türkiye'nin hukuk geleceği adına büyük bir hayal kırıklığıdır.
Bu zihniyet, adalet saraylarında işe başlamadan bu itiraf gibi eylemleri nedeniyle diplomaları iptal edilmeli, hukuk ve adalete karşı açmış oldukları savaş behemehal engellenmelidir.
Ahmet MEHMETALİOĞLU
İstanbul merkez vaizi
Dünya Müslüman âlimler birliği üyesi
İstanbul,
09.06. 2026
Not: lütfen adalet bakanımızın önüne gidene kadar paylaşın.


Yorum Yazın