CAMİLER ALLAHIN EVİDİR.
Camilerde Maç Yayını ve Manevi yok oluş.
Son dönemde, gençleri camiye kazandırma motivasyonuyla hayata geçirilen "camide maç izletme" uygulamaları, sadece bir metodoloji tartışması değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin kurucu unsuru olan ibadethanelerin ontolojik mahiyetine dair ciddi bir kırılma noktasıdır. "Milli olma" kisvesiyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu pratik, camiyi "Allah’ın evi" olma vasfından uzaklaştırarak, kitleleri manipüle etmeye yönelik seküler eğlence kültürünün bir uzantısı haline getirme riski taşımaktadır.
İbadethanenin Kutsiyeti ve "Popüler Kültür" İstilası
Camiler, İslam toplumunda sadece namaz kılınan fiziksel mekanlar değil, aynı zamanda seküler dünyanın gürültüsünden ve gündelik hayatın geçiciliğinden arınmış, "kutsalın" tecelli ettiği alanlardır. Bir spor müsabakasının, özellikle de modern dünyanın insanı uyutmak, ayrıştırmak ve belirli tüketim kalıplarına hapsetmek için kurguladığı rekabet odaklı bir oyunun, huşu ve teslimiyet mekanı olan camiye taşınması, dini ciddiyetin ve estetiğin tasfiyesidir.
Bu uygulamayı "gençleri camiye çekmek" gibi pratik ve pragmatist bir argümanla savunmak, pedagojik ve teolojik bir yanılgıdır. İslam, gençleri eğlence ile değil, hikmetle ve manevi bir derinlikle kazanmayı hedefler. Maç yayını gibi geçici heyecanlara dayalı bir yöntemle camiye çekilen gençten, hayatın geri kalanında hangi manevi motivasyonu koruması beklenebilir? Bugün maç izlemek için camiye gelen bir zihniyet, yarın daha üst düzey "eğlence ve haz" arayışına girdiğinde, din kurumunun verebileceği bir cevap kalmayacaktır.
Kurumsal Yozlaşmada Müftülüklerin Rolü
Bu sürecin en vahim boyutu, müftülüklerin bu "projelerin" bizzat organizatörü veya paydaşı haline gelmesidir. Belediye gibi yerel yönetim birimlerinin kendi sosyal sorumluluk alanlarında stadyum atmosferi yaratması, seküler bir faaliyet olarak değerlendirilebilir ve bu bağlamda rasyonel görülebilir. Ancak, İslam dininin temsil makamı olan müftülüklerin, "skor tabelası" ile "kıble" arasında bir hiyerarşi kuramaması, kurumun kendi varlık sebebine yabancılaştığını göstermektedir.
Müftülükler, ibadethaneleri birer sosyalleşme mekanı veya etkinlik merkezi gibi konumlandırmak yerine, camilerin asli fonksiyonu olan "irşat ve eğitim" faaliyetlerine odaklanmalıdır. İbadet mekanlarını, popüler kültürün tüketim araçlarıyla donatmak, İslam’ın vakarına ve caminin toplum nazarındaki dokunulmazlığına en büyük zararı vermektedir.
Sonuç: Cehaletin Zirvesi
"Gençler camiye gelsin de nasıl gelirse gelsin" yaklaşımı, İslam'ın davet metodolojisini hafife almaktır. Bir kutsal mekanı, oyun ve eğlence aracı haline getirmek, dindarlık seviyesini yükseltmek bir yana, dini sadece bir "sosyal aktivite" düzeyine indirgeyerek değersizleştirir. Din, bir toplumu uyutmak için kurgulanan spor endüstrisinin reklam alanı değildir.
Camilerin asli vazifesine dönmesi, popülist politikaların ve "günü kurtarma" hevesli projelerin ibadethanelerden elini çekmesi elzemdir. Aksi takdirde, camilerimiz sadece fiziksel olarak değil, manevi olarak da boşalmaya, yerini geçici heyecanların hüküm sürdüğü kaba bir "mekan anlayışına" bırakmaya mahkumdur.
Bu bağlamda, bu uygulamanın savunucularının kendilerine şu soruyu dürüstçe sormaları gerekir: "Eğlenceyle kazandığınız bir gencin, eğlence bittiğinde camiyle bağı devam edecek mi, yoksa siz sadece caminin kutsiyetini mi tüketiyorsunuz?"
Dr. Ahmet MEHMETALIOĞLU
İstanbul merkez vaizi
Dünya Müslüman âlimler birliği üyesi
7.06.2026
İstanbul
Yorum Yazın