Avrupa’da yüzyılı aşkın bir süredir "Allotment Gardens" (tahsisli bahçeler) adı altında işleyen, şehir insanının nefes borusu olan hobi bahçesi kültürü, ne yazık ki Türkiye’de yine bir "rant, denetimsizlik ve yasakçılık" sarmalına dolandı. Metropollerdeki beton hapishanelerinden kaçıp iki kök domates yetiştirmek, haftanın stresini toprakla atmak isteyen temiz niyetli vatandaş, bugün hem idari yasaklama tehditleriyle hem de bürokratik engellerle karşı karşıya.
Peki, suçlu kim? Suçlu, elbette ki o küçücük tarım parsellerine kanuna arkasını dönerek lüks villalar, havuzlu kaçak yapılar diken zihniyettir. Tarım arazilerini gayriresmi kooperatif hisseleriyle bölüp parselleyen fırsatçılardır. Ancak burada sormavamo gereken asıl soru şudur: Birkaç kişinin hırsı ve yasa tanımazlığı yüzünden, halkın tamamının toprakla buluşma hakkını elinden almak hangi akla, hangi adalete sığar?
Yasaklamak, Acziyetin İtirafıdır
Bizde ne yazık ki bürokrasi, denetlemeyi beceremediği her şeyi "yasaklayarak" veya "görmezden gelerek" çözme kolaycılığına kaçıyor. Hobi bahçelerinde kaçak yapılaşma mı var? Git, o villayı yık! Ağır para cezası mı var? Uygula! Tarım arazisini amacı dışında kullananın tapusuna şerh mi koyacaksın? Koy! Ama "Ben buradaki kaçak yapıyı denetleyemiyorum, öyleyse hobi bahçelerinin hepsini kökten yasaklıyorum" demek, yönetimsel bir acziyetin itirafıdır.
Pazarda sebzenin, meyvenin el yaktığı, enflasyonun halkın belini büktüğü bu dönemde, insanların kendi gıdasını üretme çabası engellenmek yerine teşvik edilmelidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya dair "Biraz daha araştırın" diyerek düzenlemeyi beklemeye alması, bu konuda bir sağduyu boşluğu olduğunun en net kanıtıdır. Demek ki mesele "yıkıp geçmek" değil, hukuki bir zemin inşa etmektir.
1 Temmuz Krizi Kapıda: ÇKS Yoksa İlaç da Yok!
Devletin bu bahçeleri hukuken "yok" saymasının en taze ve en vahim örneği ise kapımızda. Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenliği gerekçesiyle 1 Temmuz itibarıyla Türkiye genelinde "B-Reçete" (Bitki Reçetesi) uygulamasını zorunlu kılıyor. Yani tıpkı eczanelerden ilaç alır gibi, zirai ilaçlar da ziraat mühendislerinin sistemi üzerinden reçeteyle satılacak. Kulaylığa, güvenliğe eyvallah...
Peki, sisteme kayıtlı arazisi, yani ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi) kaydı olmayan hobi bahçesi sahipleri ne yapacak? Cevap basit: İlaç alamayacaklar! Domatesi mildiyö kaptığında, ağacı böceklendiğinde hobi üreticisi çaresizliğe mahkûm edilecek. Vatandaşın "Taahhütlü İlaç Kullanım Belgesi" almak için İlçe Tarım Müdürlüklerinin kapısında bürokrasiye boğulması ya da ilacı merdiven altından, kaçak yollarla temin etmeye zorlanması hangi planlamanın ürünüdür? Binlerce hobi bahçesinde tarımsal üretim yapıldığı gerçeğini yok sayarak hangi "tarım politikasını" yönetiyorsunuz?
Hobi bahçelerini yasaklamaya ya da kapı dışı bırakmaya harcanacak mesai; bu alanların büyüklüğünü (örneğin en fazla 250-300 metrekare), içine yapılacak kulübenin niteliğini (temelsiz, ahşap veya konteyner, en fazla 15-20 metrekare) yasal sınırlarla çizmek için harcanmalıdır. Bu bahçeler ÇKS benzeri bir "Hobi Üretici Sistemi"ne entegre edilmeli; hangi ilacın, hangi gübrenin atıldığı il ve ilçe tarım müdürlüklerince dijital ortamda denetlenmelidir.
Halkın Nefes Alanına Göz Dikmeyin
Halkın beton bloklar arasından başını uzatıp nefes alabildiği, çocuğuna domatesin saksıda değil toprakta yetiştiğini gösterebildiği üç beş metrekarelik alanlara göz dikmeyin.
Siyasetin ve bürokrasinin görevi, suistimal edeni cezalandırmak, hakkıyla bu işi yapan vatandaşı ise sistemin içine çekerek korumaktır. Hobi bahçelerini tamamen yasaklamayı düşünmek veya onları sistemsiz bırakarak ölüme terk etmek halkın faydasına değil zararınadır. Yapılması gereken şey bellidir: Yasaklama değil, sıkı denetim; rant kapısı değil, halkın nefes alanı! Kanun koyucular, illegal yapılara göz yuman yerel yönetimlerin ve fırsatçıların cezasını halka kesmekten derhal vazgeçmelidir.

Yorum Yazın