Müslüman alemi 02 Ekim Pazar günü Hicri Yılbaşını yaşamaya hazırlanıyor.
MÜSLÜMAN ALEMİ HİCRİ YILBAŞINA HAZIRLANIYOR
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed, miladi 571’de 20 Nisan gününe denk gelen, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de dünyaya geldi. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi ve bu tarih Müslümanlar için Şemsi yılbaşı ilan edildi.
Yine aynı yılın Muharrem ayının birinci günü de, hicri diğer adıyla kameri yılbaşı ilan edildi. O günden bu yana Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanlar kameri yılbaşı olarak geçirir. Müslümanlar bu gecede ibadet eder, günah işlemekten kaçınır huşu içinde geçirirler.
Ayrıca Zilhiccenin son gününü ve Muharremin birinci gününü oruçla geçiren kimse, o yıl hep oruçluymuş gibi sevap alır. Bir hadis-i şerif bu günün önemini şöyle anlatır; ”Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur”.
İslamiyetin doğuşundan önce Araplar, Muharrem ayında savaş açmayı talep ederse, o yıl Muharrem ayının ismini, bir ertesi aya koyarlar. Böylece sonraki ay da, Muharrem ayı olurdu. Haram ay ise, Muharremin ertesi ay olurdu.
Ancak ”Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kafirliği arttırır Kafirler, böylece sapıtıyorlar Onlar, Allah’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler Böylece, Allah’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar” mealindeki, Tevbe suresinin 37 ayet-i kerimesi, ayların sıralarının değiştirilmesini men etti.
KAÇIRILMAYACAK BİR FIRSAT ORUÇ
Mübarek dört ay Kuran-ı kerimde şöyle geçer; ”Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb’le beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen 4 aydan biridir” (Tevbe 36)
Bu konuda söylenen bazı hadis-i şerifler ise şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır) [Deylemi]
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü tealanın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
(Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut! Çünkü o, Allahü tealanın ayıdır O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teala geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder) (tirmizi)
*******************
Hicri takvim, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle başlamış olmaktadır. Bu tarih, 16 Temmuz 622’dir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne dayanılarak düzenlendiği için una (Hicri Kameri” veya “Sene-i Kameriye” gibi adlar verilmiştir. Hicri takvim, Peygamberimizin vefatından sonra, günlerin hesaplanmasında ortaya çıkan bazı karışıklıklar üzerine düzenlendi.
Hicri takvim ayın hilal şeklinde göründüğü ilk geceyi ay başı olarak kabul eder. Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır. Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul edilir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi takvimde bir yıl 365 gün, Kameri’de de 354 gün olarak hesaplanır. Bu yüzden hicri aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36 yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur.
Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülahır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Sahabiler Hz. Ömer (r.a.) devrinde Müslümanlar için bir takvim tesbit ederken, daha birçok önemli olay arasından Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye göç ettiği tarihi esas almaları çok büyük bir önem arz etmektedir.
Diğer taraftan Hicret, İslam inkılabının bir dönüm noktası olmuştur. Hicrete kadar geçen dönem zulüm ve işkence altında yaşanan eşi görülmemiş bir sabır ve metanet devresidir. Hicret, bu sabır ve metanetin İslamın kutsal değerlerine olumsuz etkilerden başka birşey getirmeyeceğinin anlaşılması ve Cenab-ı Hakkın izniyle gerçekleşmiştir.. Böylece Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslamı kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmaktadır.
Gerçekten Hicretle hem Müslümanların hayatları kurtulmuş, hem de şahıslarında İslamiyet kurtulmuştur. Yeni bir çevrede, yeni bir dostluk ve kardeşlik muhitinde yeni mü’minlerle kısa zamanda güçlenme imkanına kavuşmuştur.
Hicret eden mü’minlere “Muhacirler” ismi verilmiş ve bunların faziletleri ifade edilmiştir. Bu sebeple Hicretin İslam tarihinde yeri büyüktür. Herkes bu fazilete sahip olma arzusunu içinde taşımıştır.
Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Hicretin sadece Mekke’den Medine’ye göç eden mü’minlere bağlı bir fazilet olarak kalmaması, daha sonraki insanların da bundan nasiplenmesi için “Hicret”i önemli bir İslami kavram olarak değerlendirmiştir:
“Gerçek muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçınan, onları terk eden kimsedir.” (2)
“Hicret, kötülüğü terk etmendir.” (3)
“Gerçek muhacir, hata ve günahları terk edendir.” (4)
“Gerçek muhacir, Allah’ın üzerine haram kıldığı şeyleri terk edendir.” (5)
Bir seferinde hicretin en faziletlisinin hangisi olduğu sorulduğunda, Resulullah Aleyhissalatü Vesselamın verdiği cevap şu olmuştur:
“Rabbimin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir.” (6)
Görüldüğü gibi Hicret mü’minlerin hayatında sadece belli bir tarih olayı olarak kalmamış, bir irşad kavramı olarak da varlığını devam ettirmiştir. Şu hadis-i şerif bir gerçeği çok daha açık ifade etmektedir:
“Mekke fethinden sonra hicret yoktur, ancak aynı derecede sevap olan cihad ve iyi niyet var. Cihada çağrıldığınız zaman severek koşun.” (7)
Bu sebepledir ki, Sahabiler tarih tesbitinde Hicret üzerinde görüşbirliği içindedirler. Müslümanlar o günden bu güne yılbaşını bu eşsiz olaya dayandırarak gelmişlerdir.
O günden bu güne 1400 yıl geçti. Dalaletten hidayete, zulmetten nura, şirkten tevhide, günahtan sevaba, sebeplerin karanlık perdelerinden Allah’ın yüce Kudretine hicret edip iltica eden milyarlarca Müslüman muhacir dünyayı şereflendirmiştir.
İslamın 15. asırda 1 milyarın üzerinde Müslüman aynı davaya gönül vermekte ve hicret kervanı Kıyamete doğru bir çığ gibi akıp gitmektedir.
(1) – Bakara Suresi, 189.
(2) – Buhari, Rikak: 26.
(3) – Müsned. 4:114.
(4) – Ibni Mace, Fiten: 2.
(5) – Ebu Davud. Vitr: 12.
(6) – Müsned. 2: 160, 191.
(7) – Müslim, imaret: 85.
Yorum Yazın