Bayramlar, biz müminleri senede iki defa bir araya getiren, Müslümanların kaynaşmalarına vesile olan, dost ve akrabaların, fakir ile zenginin bir araya gelip kaynaşıp sıla-i rahim yapmasına vesile olan dini günlerdir.
Bu bayramlar vesilesi ile müminler kırgınlıkları, üzüntüleri, acı ve elemleri bir kenara bırakarak Allah’ın kendilerine bahşettiği bu özel günleri yaşamaktadırlar
Yine bu günlerde, küs olan insanların barışmaları varsa kırgınlık ve kızgınlığın bir kenara bırakılması istenmektedir.
Belki de bayramların yılda iki defa gelmesinin veya olmasının altında yatan espri de bu olsa gerek.
İslam dünyasına bayram gelmiş ama Müslümanların neyine.
Zira Müslümanları kucaklaştırıp tekrar birbirine bağlayan, bayram yılardır bir bayram tadında yaşanamamaktadır. Çünkü yıllardır İslam dünyası bir işgal ve acı içerisinde.
Dahası bir yumruk gibi ortak güç olması gereken ümmet, birçok ülkede birbirinin kanını dökmekte ya da dökülen kanlara sessiz kalmaktadır.
Tabi sadece Müslümanların iç çatışma ve sıkıntıları yok. Bir de başta Filistin’de, Somali’de, Nijerya’da, Myanmarda, Ortaasyada olmak üzere birçok ülke ve bölgede Müslümanların kanı başka inanç müntesipleri tarafından dökülmekte.
Kan dökme olmasa da İslam ülkelerinin birbirine ters bakış ve düşmanlığı olduğu ülkeler de söz konusu.
İran, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye… gibi.
Bütün bu sıkıntılar yetmiyormuş gibi bir de İslam’ın ve Müslümanların bağrına saplanmış bir hançer gibi bir takım örgütler var. Müslüman kanı dökme, din ve özgürlük adına İslam kardeşliğine silah çeken örgütler.
Bütün bunları alt alta üst üste koyduğumuzda şu ortaya çıkıyor. İslam coğrafyası kan ve barut kokusunda geçilmeyen, annelerin, kadınların, çocukların… göz yaşlarının dinmediği yer altı ve yer üstü kaynakları başka güçler tarafından sömürülen bayramı dahi birlikte yapmayan, yapamayan, orucunu birlikte tutmayan tutamayan bir acı coğrafya.
Evet böyle bir atmosferde gelen bayram ancak acı bir bayram olur.
Bayramın İslam dünyası için dindeki ve tarihteki bayram olabilmesi için artık tefrika ve düşmanlığın, ülkeler bazında şahsi çıkar ve düşüncelerin bir kenara bırakılması yerine ortak fikir ve kolektif bir şuur tesis etmek gerekir.
Yani ortak görüş, ortak kanaat, ortak düşüncedir.
Sadece dini konu ve alanlarda değil ekonomi, kültür, eğitim gibi hayatın bütün alanlarında “kolektif şuura” ihtiyaç vardır.
Aynı şekilde “icma ve kolektif şuura” sadece din adamlarının değil, parçalanmışlıkları yaşayan tüm dünyadaki Müslüman “yönetici” ve “yönetilenlerin” büyük ihtiyacı vardır.
Zira günümüzde İslam dünyasının buna ekmek, su kadar ihtiyacı vardır. Hatta diyebiliriz ki ekmek ve sudan daha fazla ihtiyacı var.
Çünkü eğer ki bugün İslam dünyasında birlik olsaydı ya da ortak şuur ve hareket olsaydı İslam dünyası bu kadar sıkıntı yaşamazdı.
Eğer ki İslam dünyası birlik olsaydı dünyanın farklı ülkelerinde bu kadar Müslüman kanı dökülmezdi?
Eğer ki birlik olsaydı Irak, Afganistan, Somali, Bosna, Suriye, Mısır, Libya… gibi ülkeler yüzyılın en büyük acılarını yaşamazdı.
Eğer İslam dünyasında birlik ve güç olsaydı nice muhacir Müslümanlar batının kapısına dayanmaz, küçücük bebekler denizlerde boğulmazdı.
Ortak bir şuur ve bayram dileği ile…
Bayramın Ülkemize, İslam coğrafyasına ve de bütün İnsanlığa hayırlara vesile olmasını yüce Mevla’dan diliyorum.
Yorum Yazın