Ortadoğu ve dolayısıyla İslam dünyası bir ateş çemberine dönüşmüş vaziyette. Gün geçmiyor ki islam ülkeleri kendi için de ya da diğer ülkelerle sorun yaşamazsın. Şimdi de Suudi Arabistan ile İran ciddi bir sorun yaşamaktadır.
Ortadoğuda ya da İslam dünyasında yaşanan sorunların alt yapısında şüphesiz ki çeşitli faktörler ve nedenler vardır. Irkçılık, Hakimiyet kurma ve Mezhepçilik bunun ana sebeplerinden bir kaçı ve en önemlisidir.
Diğer sebepleri bir başka yazıda kaleme almak kaydı ile kenara bırakarak fitne ateşini körükleyen, İslam birliğini baltalayan, uhuvvet damarını kesen mezheplere ve mezhepçiliğe değinmek istiyorum.
Şüphesiz İslam mezhepleri gerek itikadi gerekse ameli bakımından olsun müslümanlar için bir çıkış yolu ve rahmettir. Bu mezheplerin ortaya çıkışı da dini sebeplere dayanmaktadır.
Zira Hz. Peygamber döneminde dini konularda bir ihtilaf söz konusu değildi. Çünkü bir problem olduğunda Hz. Peygamber’e sorularak çözümleniyordu.
Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiun döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış asr-ı Saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının bir takım nedenleri vardı.
Bu nedenlerin başında gelen Hz. Peygamber’in vefatından sonra ayet ve hadislerde açık olarak izah edilmeyen meselelerden kesin ve herkesin itirazsız olarak kabul edebileceği bir hüküm verebilecek bir otoritenin olmamasıydı.
Bunun yanında şu nedenleri de sayabiliriz. Peygamberimizin vefatından sonra islam alemi genişlemiş, sahabilerden herbiri bir şehre dağılmıştı. Bu sahabiler gittikleri yerlerde müracaat kaynağı oldular. Yani müslüman olan veya islamiyet hakkında fazla bilgisi olmayan pekçok kimse kendilerine çeşitli meselelerde dinin hükmünü sordular. Sahabiler de muhatap oldukları soruların cevabını evvela Kur’an da aradılar. Onda bulamadıklarında kendi içtihatlarıyla hüküm verdiler.
Bu sahabiler aynı zamanda kendilerine Tabiin denilen pek çok talebe yetiştirdiler. Onlardan sonra talebeleri tabiin alimleri de bir yandan fetva vererek müslümanları dini konuda aydınlatırken bir yandan da talebe yetiştirdiler.
Gerek sahabe, gerek Tabiin, gerekse Tebe-i Tabiin’in fetvaları arasında farklı hükümler ortaya çıkmıştır. Müslümanlar kendi bölgelerinde yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve ona göre amel ediyordu. İşte bu tercih ve taraftarlık zamanla yerini "Gidilen yol" manasına gelen mezhepleri meydana getirmiştir.
İslam tarihine baktığımızda bu şekilde ortaya çıkan itikadi ve ameli mezhepler arasında tartışmalar olmakla birlikte hiç bir zaman batı toplumunda olduğu gibi savaş çıkmamıştır. Ancak batı toplumunda hiristiyan mezhepleri arasında kanlı savaşlar olmuştur.
Avrupada “din savaşları” diye anılan ve otuz yıl süren “Otuz Yıl Savaşları” Hıristiyanlığın iki mezhebi, Katolikler ve Protestanlar arasında olmuştu.
Nehirler gibi kan aktı. Yüz binlerce Hıristiyan, mezhepleri nedeniyle öldü.
Ölen Hz. İsanın adı ile ölüyordu. öldüren de İsa adına öldürüyordu. Ne hazindir ki bugün İslam dünyasında da ölen de öldüren de Allah demekte, tekbir getirmektedir.
İslam tarihinde, avrupadaki mezhep savaşları gibi savaşlar olmamış ancak üzülerek ifade edelim ki bugün İslam dünyasındaki iç karışıklık mezhep savaşına doğru gitmektedir. Avrupadan 400 yıl sonra Müslümanlar arasında mezhep eksenli uzun ve kanlı savaşları yaşamayız inşallah.
Zira Milli Şairimiz Mehmet Akif"in deyişiyle Müslümanlar, cihat adına, "Gaza namıyla dindaş öldüren biçare dindaşlar"a dönüştüler.
Ümmeti İslam, bölük, böçük olmuş durumda. Ümmet tefrikaya uğramış olduğu gibi malesef orta çağın avrupası gibi birbirinin kanını dökmektedir.
Dahası batı toplumu sınırları kaldırdıkça, ümmeti İslam, sınırları daha da güçlendirmektedir.
Batı toplumu ortak para birimine geçerken ümmet-i İslam kendi mezhebi, kendi kabilesi , kendi bayrağı sevdasına kapılmış ve bu uğurda kan dökmektedir.
Kıssaca ümmet, sulh ve uhuvvet pusulasını kaybetmiş ve mezhep savaşları ile karşı karşıya kalmış durumda.
En yakın zamanda pusulasını kaybetmiş Ümmetin yeni bir yol haritasına ihtiyacı olduğu belli.
Yeni haritaya göre yol almanın tek çaresi: kaybettiği pusulayı arayıp bulmak. Ya da yeni bir pusula yapmak.
Barışın, huzurun ve kardeşliğin yaşandığı bir İslam dünyası duası ve dileği ile...

Yorum Yazın