Sabah namazından sonra biraz tefekkür edeyim dedim. Yıllar öncesinde içimi acıtan bir olaya takılıp kaldım. Efendim yıllar önce dediysem, sene 2002. Sakarya Hendek’te müftüyüm. İmam hatiplerin, Kuran kurslarının dalı budağı kurutulup, köküne de kezzap suyu döküldüğü meşhur ve menhus 28 şubat... ve zulmün tavan yaptığı günler... O günün Kaymakamı, Emniyet Müdürü ve tabii ki herkesin amiri, herşeyi herkesten iyi bilen, Türkiye bizden ibaret mantığında; burnundan kıl aldırmayan, tepeden bakan, jakoben, milletinin değerlerinden uzak, inançlarına yabancı; rütbesini bilemediğim komutan kılıklı bir asker. Kuran kursumuzu denetlemeye geleceklerini bildirdiler. Sanki denetlenecek öğrenci bırakmışlar da. Neyse... Kuran kursunda karşıladım beyefendileri kemali edeple... Ne var ki, karşımdaki herifler edepten mahrum. Kurstan içeri girmek için ayakkabıların çıkarılması gerekiyor. Tıpkı evlerimize girdiğimiz gibi. Çünkü yerler halı döşeli. Bu beyefendiler destursuz içeri dalmak istediler. Ben kendilerine nazikçe, ayakkabılarını çıkarmalarını, terlikleri giymelerini ifade ettiğimde; kendini devlet gören, mahkeme duvarı suratlı komutan: devlet ayakkabı çıkarmaz! demez mi? Onun en tepesinde bulunan (toprağı bol olsun) Sultanahmet camisine girmemek için: laik devlet camiye girmez dememiş miydi. Girerse ne olur? Allah muhafaza laiklik elden gider. (Şimdi cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, komutanlar giriyorlar, beraber divan duruyoruz elhamdulillah! Devlet sapasağlam ayakta şükürler olsun) Aman ya rabbi ben kimlerle muhatabım, kim bunlar? Memleketi Yunanlılar mı yönetiyor? Bu nasıl iştir allahım! Ne günlere kaldık gibi duygular içerisindeyken, bir anda kendimi toparladım, biraz da ne olacaksa olsun modunda: eğer ayakkabıları çıkarmazsanız içeri giremezsiniz, zorla girerseniz, cuma günü sizi bu millete şikayet edeceğim. Neyseki Allah’dan korkmayan, Kurandan haya etmeyenler insanlardan korktular ve gerisin geri dönüp gittiler. Ancak sonraki günlerde her türlü alçak mobing uygulamalar devam etti. Allah’a binlerce şükürler olsun ki hepsi yer ile yeksan oldular. Bu sabahın köründe bunları neden hatırladım bilmiyorum, belki de biliyorum da söyleyemiyorum. Kızgınlıklarımız, öfkelerimiz, tenkitlerimiz, can sıkıntılarımız var... eyvallah! Bunları konuşalım, ancak “araba” devrilirse hepimiz altında kalırız. unutmayalım: tebliğ var, terk yok. Bunca yaşanmışlıkları unutmak, fantezi yapmak lüksümüz yok diye düşünüyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, bu kazanımlar kolay elde edilmedi. Korkarım ki ihmallerimiz sadece bizi değil, mazlum ümmet coğrafyamızı bile mahzun kılar. Bu mümince bir hatırlatma sadece. Allah encamımızı hayr eylesin. Devletimizi, milletimizi, bilad-ı islamı âlî eylesin.
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
-
Uğur
<p>Allah razı olsun hocam, hep birlikte yaşadık o günleri. Unutursak kalbimiz kurusun derler ya unutmayacağız.</p>

Yorum Yazın