Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hac görevlisi seçiminde uyguladığı kriterler, liyakat ve sicil anlayışına yepyeni bir boyut kazandı. Kurum içinde dilden dile dolaşan iddialara göre, kutsal topraklara rehber olarak gönderilecek personelde "temiz sicil" değil, "kabarık dosya" ve "ağır soruşturma" şartı aranıyor.
ANKARA – Her yıl milyonlarca müminin hasretle beklediği kutsal topraklara rehberlik edecek personeli seçen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, bu yıl "tersten işletilen" bir adalet ve liyakat terazisi kullandığı öne sürülüyor. Hacca gidecek kafilelerin başına getirilen bazı isimlerin idari ve hukuki sicilleri incelendiğinde ortaya çıkan tablo, kurumun "günahı ve soruşturması en ağır olandan" başlayarak aşağıya doğru inen gizli bir öncelik listesi uyguladığı şüphelerini kuvvetlendirdi.
Soruşturması Olmayana Hac Sırası Gelmiyor
Geleneksel bürokraside terfi ve ödüllendirmenin önündeki en büyük engel olan "ağır idari soruşturmalar", Diyanet’in hac organizasyonunda adeta birer "altın bilet" işlevi görüyor. Kulislere yansıyan bilgilere göre, kurum içi müfettiş raporlarında adı en üst sıralarda yer alan, idari ve mali usulsüzlük iddialarıyla boğuşan isimler, kutsal topraklarda görevlendirilme listelerinin de en başında yer buluyor. Sicili tertemiz olan, meslek hayatını hakkıyla sürdüren binlerce personel ise "günah kotası" deryasında geride kalarak Türkiye’de nöbet tutmaya devam ediyor.
Tek Seferde Temizlenmeyen "Günah Galerileri"
Görevlendirme listelerindeki bazı isimlerin durumu ise akıllara durgunluk verecek cinsten. Kurum koridorlarında, bu isimlerden bazılarının sicillerinin adeta birer "günah galerisi" kadar dolu olduğu, bu yüzden tek bir hac göreviyle affolunmalarının mümkün olmadığı konuşuluyor. Teşkilat içindeki yaygın kanaate göre; bu ağır dosyalı personelin ancak "yılda üç umre, bir hac" formülüyle kutsal topraklara taşınması durumunda günahlarından arınabileceği, Diyanet'in de adeta bu "özel arındırma programı" için yoğun bir mesai harcadığı iddia ediliyor.
"Tövbe Kapısında Öncelik" mi, Yoksa Ödüllendirme mi?
Kamuoyunda ve kurum koridorlarında infiale yol açan bu durum, "Diyanet, ağır kusurlu personeline kutsal topraklarda tövbe etme ayrıcalığı mı tanıyor?" sorusunu akıllara getirdi. Kul hakkı, usulsüzlük ya da görevi kötüye kullanma gibi ağır ithamlarla hırpalanmış isimlerin, adeta ödüllendirilir gibi harcırahlı hac görevlerine gönderilmesi, teşkilat içindeki adalet duygusünü derinden yaralıyor.
Kurum içinden yükselen sesler tepkili:
"Kutsal topraklara müminlere rehberlik etsin diye dürüst, ahlaklı ve örnek isimlerin gitmesi gerekirken; adeta arınma gecesi konseptiyle, soruşturma dosyası en kalın olanların baş tacı edilmesi ne dinle ne de devlet ciddiyetiyle bağdaşmaktadır
Yorum Yazın