“SAMİMİYETSİZLİĞİN ADI, RİYA” İSİMLİ VAAZI İNDİRMEK İÇİN ''TIKLAYINIZ''
Riya ve Zararları
Riya, lügat olarak görmek mânasına gelen ru'yet kökünden gelir. "Hakikatte olmadığı halde iyi görünmek" mânasınadır. Dilimizdeki en yakın karşılığı gösteriştir.
İş, söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakâr veya müraî denir.
Riya, insanlar arasında manevî nüfûz, şan ve şöhret, maddî çıkar sağlamak için yapılır. Dünyaya âit bu tür maddî ve manevî çıkarları elde etmek için, dinin insanlar tarafından kutsal değerlere karşı beslenen bağlılık ve hürmet duygularının âlet edilmesi, riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır. İnsan şeref ve haysiyetine hakarettir.
Riyakâr kişinin söz ve davranışlarındaki samimiyetsizlik, diğer insanlar tarafından kısa zamanda anlaşılır. Bunlara kimse güvenmez.
Riya dînî bir tabir olarak ibâdetlerde ve diğer amellerde samimiyetten uzaklığı ve ihlassızlığı ifade eder.
Bir başka ifade ile, bir Müslüman ibâdetlerini Allah rızası için yapmakla mükelleftir. Sadaka, zekat, yardım, güler yüz, tatlı söz gibi her çeşit hayırlı amelleri de Allah rızası için yapmalıdır.
Amelde Allah rızasını arama keyfiyetine ihlas denir.
İhlasın zıddı riyadır. Yani, her çeşit ibâdet ve dînin teşvîk ettiği diğer hayırlı amellerde Allah rızasını değil, dünyevî bir maksad gütmek, insanların rızasını aramak riyadır.
Gazâlî, daha vecîz olarak: "Riya, iyi görünerek insanların kalbinde yer almak istemektir" diye târif eder.
Gazâlî bir başka tarifinde, riyâ'yı sadece ibâdetlerdeki gösterişe tahsis ederek: "Allah'a yaptığı ibâdet ile kulları kastetmektir" diye tarif eder. Ancak hadislerde her çeşit ameldeki ihlassızlık, riya ile ifade edilmiştir.
Mamafih Gazâlî de beş şeyle riya yapıldığını belirterek, teker teker açıklar. Bu beş şey: Beden, elbise, söz, amel, arkadaş (çevre genişliği) çokluğu'dur.
İhlâsa ehemmiyet veren İslâm nazarında riya, bir nevî şirktir.
Çünkü hayırlı ameller Allah için yapılacakken dünyevî bir menfaat için yapılınca, o menfaat Allah yerine konmuş olmaktadır. Resûlullah (a.s) şirkin bu çeşidine şirk-i hafî demiştir, yani gizli şirk. Hadiste:
اِنَّ اَدْنَى الرِّيَاءِ شِرْكٌ
"Riyanın en azı da şirktir" buyurulmuştur.
Bir başka hadis de şöyledir: "Kıyamet günü riyâkar adama: "Ey fâcir, ey gaddâr, nefsine gadreden, ey gösterişci mürâî, amelin mahvoldu, mükâafatın kayboldu. Amelini kime gösteriş için yaptınsa, git ondan mükâfâtını al!" denir."
Resûlullah'ın riyaya karşı uyarısı çoktur. Bunlardan biri de şöyle:
Ümmetimin şirke düşmesinden korkuyorum. Gerçi onlar puta tapacak değiller; güneşe, aya, taşa da tapacak değiller. Fakat amellerinde riyâkarlık yaparlar, Allah için işlemezler."
Şirk Büyük Bir Zulümdür
وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma, çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür." (Lokman, 31/13)
Sağ Elinin Verdiğini..
عَنْ اَبِي هُرَيْرَةَ، اَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) " سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ اِلاَّ ظِلُّهُ اِمَامٌ عَادِلٌ وَشَابٌّ نَشَاَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُتَعَلِّقٌ بِالْمَسْجِدِ اِذَا خَرَجَ مِنْهُ حَتَّى يَعُودَ اِلَيْهِ وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَى ذَلِكَ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ وَرَجُلٌ دَعَتْهُ ذَاتُ حَسَبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ اِنِّي اَخَافُ اللَّهَ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَاَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ " .
Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler:
-Adil imam,
-Allah'a ibadet içinde yetişen genç,
-Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse,
-Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için bir araya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi,
-Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde; "Ben Allah'tan korkarım" de(yip icabet etmey)en kimse,
-Allah'ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.
Sol eli sağ elinin verdiğini bilmeyecek şekilde gizleyerek sadaka veren kimse."
(Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikâk 24, Hudûd 19; Müslim 91, (1031); Muvatta 14, (952, 953)).
Riyanın Zemmi
İslam riyayı kötü bir davranış olarak tanıtır ve yasaklar. Esasen riyanın her çeşidi ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlüllah Efendimiz;
Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, " (Tirmizi, Hudut, 24) buyurmuştur. İbadet, Allah için yapılır. Allah'ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur'ân okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkarır. Allah Teâlâ;
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْداً لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِين
Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez. (Bakara, 2/164)
Şu halde, Allah'ın emrini ve rızasını düşünerek değil de, dindar görünmek için ibadet etmek, âlim ve bilgili desinler diye ilimle uğraşmak, cömert tanınmak için zekât ve sadaka vermek, riyadan ibaret kötü bir davranışın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:
"Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır" (Müslim, Zühd, 38);
إِنَّ يَسِيرَ الرِّيَاءِ شِرْكٌ
"Şüphesiz riya şirktir" (İbn Mace, Fiten, 16).
Hadis-i Kudsî'de de Cenab-ı Allah şöyle buyurur:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) " قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنَا أَغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنِ الشِّرْكِ مَنْ عَمِلَ عَمَلاً أَشْرَكَ فِيهِ مَعِي غَيْرِي تَرَكْتُهُ وَشِرْكَهُ " .
"Ben ortakların ortaklığından en müstağnî olanıyım. Her kim bir iş yapar da, onda, benden başkasını ortak kılarsa onu da, o ortaklığını da terk ederim" (Müslim, Zühd, 46/7666).
Riya çok değişik şekillerde yapılmakla birlikte, bunlarda ortak özellik, dindarlık veya dürüstlük görüntüsü altında, insanlar arasında çıkar sağlamak, şan ve şöhrete ulaşmak arzusudur. Sevmedikleri kişileri seviyormuş gibi görünen, onlara yağ çeken, öven ve böylece menfaat sağlamaya çalışan riyakârlara da bol bol rastlanır.
قال رسولُ اللّهِ: أوَّلُ مَنْ يُدْعَى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَجُلٌ جَمَعَ الْقُرآنَ، وَرَجُلٌ قُتِلَ في سَبِيلِ اللّهِ، وَرَجُلٌ كَثِيرُ المَالِ. فَيَقُولُ اللّهُ تَعَالى لِلْقَارِئِ: ألَمْ أُعَلِّمْكَ مَا أنْزَلْتُ عَلى رَسُولِى؟ فَيَقُولُ: بَلَى يَا رَبِّ. قالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيمَا عَلِمْتَ؟ فَيَقُولُ: كُنْتُ أقُومُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَأنَاءَ النَّهَارِ. فَيَقُولُ اللّهُ تَعالى لهُ: كَذَبْتَ. وَتَقُولُ لهُ المََلائِكَةُ: كَذَبْتَ. وَيَقُولُ لهُ اللّهُ تَعالى: بَلْ أرَدْتَ أنْ يُقَالَ فَُلانٌ قَارِئٌ، وَقَد قِيلَ ذلِكَ. وَيُؤْتى بِصَاحِبِ المَالِ؟ فَيَقُولُ اللّهُ تَعالى: ألَمْ أُوَسِّعْ عَلَيْكَ حَتَّى لَمْ أدَعْكَ تَحْتَاجُ إلى أحَدٍ؟ فيَقُولُ: بَلَى يَا رَبِّ. فَيَقُولُ: فَمَاذَا عَمِلْتَ فِيمَا آتَيْتُكَ؟ فَيَقُولُ: كُنْتُ أصِلُ الرَّحِمَ وَأتَصَدَّقُ. فَيَقُولُ اللّهُ تَعالى لَهُ: كَذَبْتَ؛ وَتَقُولُ لَهُ المَلاَئِكَةُ: كَذَبْتَ؛ وَيَقُولُ لَهُ اللّهُ تَعالى: بَلْ أرَدْتَ أنْ يُقَالَ فَُلانٌ جَوَادٌ، وَقَدْ قِيلَ ذلِكَ. ثُمَّ يُؤْتَى بِالَّذِى قُتِلَ في سَبِيلِ اللّهِ. فَيَقُولُ لَهُ اللّهُ تَعالى: فِيمَا ذَا قُتِلْتَ، فَيَقُولُ: أُمِرْتُ بِالْجِهَادِ في سَبِيلِكَ فقَاتَلْتُ حَتَّى قُتِلْتُ. فَيَقُولُ اللّهُ تَعالى لَهُ: كذَبْتَ. وَتَقُولُ لَهُ الملاََئِكَةُ: كَذَبْتَ. وَيَقُولُ لَهُ اللّهُ تَعالى: بَلْ أرَدْتَ أنْ يُقَالَ فَُلانٌ جَرِئٌ، وَقَدْ قِىلَ ذلِكَ. ثُمَّ ضَرَبَ رسولُ اللّهِ عَلى رُكْبَةِ أبى هُرَيْرَةَ. فقالَ: يَا أبَا هُرَيْرَةَ أولئِكَ الثَّلاَثَةُ أوَّلُ خَلْقِ اللّهِ تُسْعَرُ بِهِم النَّارُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، قال شُفَىٌّ: فأخْبَرْتُ مُعَاوِيَةَ بِهَذَا الحَدِيثِ عَنْ أبِى هُرَيْرَةَ. فقَالَ: قَدْ فُعِلَ بِهؤُلاَءِ هذا، فَكَيْفَ بِمَنْ بَقِىَ مِنَ النَّاسِ؟ ثُمَّ بَكَى مُعَاوِيَةُ بُكَاءً شَديداً حَتَّى ظَنَّ أنَّهُ هَالِكٌ. ثُمَّ أفَاقَ وَمَسَحَ عَنْ وَجْهِهِ وقَالَ: صَدَقَ اللّهُ وَرَسُولُهُ؛ مَنْ كانَ يُرِيدُ الحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إلَيْهِمْ أعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لاَ يُبْخَسُونَ أولئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ في الاخِرَةِ إلا َّالنَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ.
(2002)- Şüfeyyü'l-Esbâhî, Hz. Ebû Hüreyre'den naklediyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Kıyamet günü ilk çağrılacaklar, Kur'ân-ı ezberleyen biri, Allah yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir. Allah Teâlâ Hazretleri Kur'ân okuyana:
"Ben Resûlüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?" diye soracak. Adam:
"Evet yâ Rabbi!" diyecek.
"Bildiklerinle ne amelde bulundun?" diye Rabb Teâlâ tekrar soracak.
Adam:
"Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum" diyecek. Allâh Teâlâ Hazretleri:
"Yalan söylüyorsun!" diyecek. Melekler de ona:
"Yalan söylüyorsun!" diye çıkışacaklar. Allah Teâlâ Hazretleri ona:
"Bilakis sen, "Falanca Kur'an okuyor" densin diye okudun ve bu da söylendi" der.
Sonra, mal sahibi getirilir. Allah Teâlâ Hazretleri:
"Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki, kimseye muhtaç olmadın?" der. Zengin adam, "Evet yâ Rabbi" der.
"Sana verdiğimle ne amelde bulundun?" diye Rabb Teâlâ sorar. Adam:
"Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim" der. Allâh Teâlâ Hazretleri:
"Bilakis sen: "Falanca cömerttir" desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi" der.
Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allah Teâlâ Hazretleri:
"Niçin öldürüldün?" diye sorar. Adam:
"Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım" der. Hakk Teâlâ ona:
"Yalan söylüyorsun!" der. Ona melekler de:
"Yalan söylüyorsun!" diye çıkışırlar. Allah Teâlâ Hazretleri ona tekrar:
"Bilakis sen: "Falanca cesurdur" desinler diye düşündün ve bu da söylendi" buyurur. Sonra (Resûlullah (a.s) Ebû Hüreyre'nin dizine vurup):
"Ey Ebû Hüreyre! Bu üç kimse, Kıyamet günü, cehennemin, aleyhlerinde kabaracağı Allah'ın ilk üç mahlûkudur!" dedi."
Şüfey der ki: "Ben Ebû Hüreyre'den aldığım bu hadisi, Hz. Muâviye'ye haber verdim. Bunun üzerine: "Böylelerine bu muâmele yapılırsa, insanların geri kalanlarına neler yapılır?" dedi ve Hz. Muâviye şiddetli bir ağlayışla ağlamaya başladı, öyle ki helak olacağını zannettim. Derken bir müddet sonra kendine geldi, yüzündeki (gözyaşlarını) sildi. Ve şunları söyledi:
"Allah ve Onun Resûlü doğru söylediler:
مَنْ كَانَ يُريدُ الْحَيوةَ الدُّنْيَا وَزينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ فيهَا وَهُمْ فيهَا لَا يُبْخَسُونَ (15) اُولئِكَ الَّذينَ لَيْسَ لَهُمْ فِى الْاخِرَةِ اِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (16)
"Dünya hayatını ve onun zinetini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz. Onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar. İşte âhirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zâten yapmakta oldukları da bâtıldır" (Hûd, 11/15-16). [Müslim, İmâret 152, (1905); Tirmizî, Zühd 48, (2383); Nesâî, Cihâd 22, (6, 23, 24).]
فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ {4} الَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ{5} الَّذِينَ هُمْ يُرَاؤُونَ
4- Vay haline o namaz kılanların ki,
5- Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.
6- Gösteriş yaparlar onlar, (Maun, 107/4-5-6)
Dünyevî menfaat söz konusu olunca ameller boşa çıkar. Yine Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurur: "Gösteriş için oruç tutan, namaz kılan, sadaka veren kimse Allah'a şirk koşmuştur" (et-Tergib ve'r-Terhib, I, 32).
Baki Kalacak Olan..
الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ أَمَلاً
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Rabbinin katında bakî kalacak olan iyi ameller ise, , sevap ve ümid yönünden de daha hayırlıdır. (Kehf, 18/46)
Nice Saçı Dağınıklar..
عَنْ اَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) " كَمْ مِنْ اَشْعَثَ اَغْبَرَ ذِي طِمْرَيْنِ لاَ يُؤْبَهُ لَهُ
لَوْ اَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لاَبَرَّهُ مِنْهُمُ الْبَرَاءُ بْنُ مَالِكٍ "
Nice saçı darmadağınık, toz toprak içinde eski elbiselere bürünmüş, kimsenin kıymet vermediği insanlar var ki; bunlar sözlerinde duran ciddi kimselerdir. Bera’ b. Malik de bunlardan biridir. (Tirmizi, Menakıb, 55/4227)
Efendimiz (s.a.v);
قَالَ رَسُولُ اللّهِ: أَلا أخْبِرُكُمْ بِأهْلِ الْجَنَّةِ؟ قَالُوا: بَلى يَا رَسُولَ اللّهِ. قَالَ: كُلُّ ضَعِيف مُتَضَعِّفٍ لَو أقْسَمَ عَلى اللّهِ لابَرَّهُ، أَلا أخْبِرُكُمْ بِأهْلِ النَّارِ؟ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرِ .
(5141) "Size cennet ehlini haber vereyim mi?" buyurdular. Ashab:
"Evet ey Allah'ın Resulü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Her bir biçare addedilen zayıf kimsedir. Bu kimse, bir hususta Allah'a yemin etse, Allah onun dilediğini yerine getirerek temize çıkarır " buyurdu ve tekrar sordu:
"Size cehennem ehlini haber vereyim mi?" Bunlar kaba, cimri ve kibirli kimselerdir." [Buhârî, Tefsir, Nun 1, Edeb 61, Eyman 9; Müslim, Cennet 46, (2853); Tirmizî, Cehennem 13, (2608).]
Allah'a ve insanlara karşı samimi davranarak riyadan uzak durmak mümkün olduğu kadar ibadetleri gizli yapmak, Allah rızasını insanların övgüsü, isteği, yergisi, korkusu ve çıkar düşüncesine tercih etmek müslümanın prensibidir.
[ İHLÂS VE RİYA ]
Diyanet Aylık (Sayı:102)
Başyazı
( İÇİNDEKİLER )
Muhterem müslümanlar...
Dînin esası Allah'ın varlık ve birliğini, hâkimiyet ve kudretini kabul edip, hareket ve davranışlarını O'nun rızâsına uygun şekilde düzenlemeye çalışmaktır. Yani iyi bir insan ve iyi bir kul olmaktır. Gerçek kulluk her işte ihlâs ve samimiyeti gerektirir. Nedir ihlâs?. Varlığı ile davranışlara değer katan ihlâs; riya, gösteriş, şirk ve reklâmcılıktan kaçınmak demektir. Bir şeyi Allah için, sâdece Allah'ın hoşnutluğu için yapmaktır. Bütün ibadet ve davranışlarımızda,başka maksatla değil, sadece ve sadece Allah rızasını ölçü alarak hareket etmektir.
Yaptığımız bütün işlerin başlangıç noktası niyettir. Niyet, bir işte güdülen maksat ve gaye demektir ve ihlâsın göstergesidir.
Hadisini çoğunuz duymuşsunuzdur. Resûlüllah (as) şöyle buyurur. "İşlerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet
ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur." Hâdisin devamında, İslâm tarihinin en önemli hadiselerinden bir olan Hicret
için şöyle diyor Peygamberimiz: "Kim ki Allah ve Resûlü yolunda, yani din uğrunda göç etmişse, onun hicreti Allah ve Resûlünde son bulur. Dünyevî bir maksatla veya evlenmek istediği kadın uğruna göç edenler de bu amaçlarına ulaşırlar. Ne için hicret edilmişse, elde edilecek olan o olur." 1
Aziz müslümanlar. Bizler dış görünüşe göre hüküm veririz. Allah ise kalblerdeki niyetlere göre sonucu belirler. Meselâ şehitlik dinimizce çok ölür. Zira insanın en değerli varlığı, hayatı son bulmaktadır. Fakat her cen verenin, Allah katındaki
derecesi aynı değildir. Vatan ve din uğruna ölenle, şan şöhret peşinde koşan veya maddî bir çıkar için savaşa gidip de busırada canından olanların manevî dereceleri elbette çok farklıdır. bir kudsî hadisten aldığımız şu bölümler bakınız ne kadar
ilgi çekicidir:
"Kıyamet gününde Allah Taalâ varlıklı bir kimseye:
- Sana verdiğimi serveti ne yaptın? diye soracak. kul, yakın çevresine ve muhtaçlara yardım ettiğini söyleyince Allah:
- Yalan söylüyorum! Sen kendine "cömert" denilmesi için o yardımları yaptın, bu da sana denildi... buyuracak. Sonra savaşta şehit düşen bir kimseye Allah soracak:
- Sen hangi uğurda öldürüldün? Kul cevap verecek:
- Ya Rabbi, sen kendi yolunda savaşı emrettin, ben de dövüştüm, sonunda öldürüldüm!.. Allah ona:
- Ya söylüyorsun!... Bilâkis sen kendine, "Ne cesur kimse!" denilmesini arzu ederek savaşa gittin ve bu da sana denildi...
buyuracak"
Hadîsin sonunda, Peygamberimiz hayıflanarak, bu türlü kimselerin ceza göreceğini ifade eder. 2
Değerli mü'minler! İhlâsın düşmanı riyâdır. Riyâ herhangi birşeyi gösteriş gösteriş için yapmak demektir. Riyâ ve gösteriş
dinde "gizli şirk" sayılmıştır. Bilindiği gibi şirk, Allah'a ortak koşma anlamına gelir. İşte riyakârlık bunun bir nevi gizli
yapılanıdır. Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur: "Ben ortakların ortaklıktan en müstağni olanıyım. Her kim bir işyapar da, o işte benden başkasını ortak kılarsa (yani hem benim için hem de başka gayelerle o işi yaparsa) ben onu da,
ortaklığını da terk ederim." 3
Peki, bir işte Allah'tan başkasını ortak etmek ne demektir?.. O işi sırf Allah için değil de; takdir görmek için, menfaat için,
gösteriş olsun diye yapmaktır. Oysa her işte asıl olan Allah'ın rızâsını gözetmektir.
Her gün namazlarımızda okuduğumuz mâûn suresinde: "Yazık o namaz kılanların hâline ki, onlar kıldıkları namazdan
gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar."4 buyurulur. Böylece ibadetteki riyanın tehlikesine işaret edilir.
Acaba riyadan nasıl korunabiliriz?. Riyadan korunmanın yolu, niyetlerimizin bir muhasebesini yapıp, gösteriş kokusu
taşıyanlardan hemen vaz geçmektir. İkinci bir yol ise Hayır ve hasenâtı imkân nisbetinde gizli yapmak, asla reklâm
etmemektir.
Bir hadiste sevgili Peygamberimiz, Allah'ın kıyamet gününde özel olarak ödüllendireceği yedi sınıf insandan bahseder.
Bunlardan biri de: "Sağ elinin verdiğini sol eli farketmeyecek derecede gizlice sadak veren kimsedir." 5
Cenab-ı Hak cümlemizi riya ve gösterişten kurtarıp ihlâs ve samimiyette daim kılsın.
(1) Buhari, Bed'ül-vahy, 1
(2) Tirmizi, Zühd, 48
(3) Müslim, Zühd, 46
(4) Maun suresi 4-7
(5) Müslim, Zekât, 91
Bu vaaz projesi Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Burhan ERKUŞ tarafından hazırlanmıştır.
Bakara, 2/264.
Nisa, 4/142.
Müslim, İmâre 43 (II, 1513, 1514).
Buhârî, Rikak 36 (VII, 185, 186); Ahkâm 9 (VIII, 107).
Buhârî, Ahkâm 27 (VIII, 114).
Ebû Dâvûd, İlim 12 (IV, 71); İbn Mâce, Mukaddime 23 (I, 92, 93).
Müslim, Zühd 5 (III, 2289).
RİYA
Bu vaaz projesi Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Burhan ERKUŞ tarafından hazırlanmıştır.
I-KONUNUN PLÂNI
A-Riya Kavramının Açıklanması
B-Riya Çeşitleri
C-Riyanın Zararları
1-Riyanın Toplumsal Zararları
2-Riyanın Kişisel Zararları
D-Riya ile Yapılan İşlerin Değeri ve Riyanın Hükmü
II. KONUNUN AÇILIMI VE İŞLENİŞİ
Konuya riya kavramı açıklanarak girilir. Riya ile bağlantılı, müraî, riyakar gibi tabirler üzerinde de durulur. Sonra çeşitli riyâ şekillerinden bahsedilir. Özellikle Kur’an ve Hadislerde yer alan örneklere yer verilir. Daha sonra riyanin, riya yapan kişi ve çevresindeki insanlara nasıl zarar verdiği ve bundan kurtulmak gerektiği anlatılır. Son olarak da riya ile yapılan işlerin Allah katında bir değeri olmayacağı, belki geçici süre dünyada bazı kazançlara sebep olacağı hatırlatılıp, amel-i salih kapsamındaki işlerin gösteriş için yapılmasının gizli şirk anlamına geleceği hatırlatılıp, konu özetlenerek sona erdirilir.
III. KONUNUN ÖZET SUNUMU
Riya, kişinin söz ve davranışlarında gösterişe yer vermesi; ameli-i salih kapsamında yer alan bir şeyi Allah'ın rızası değil, insanların beğenisi için yapmasıdır. Bu tür davranışlar sergileyen kişilere riyakâr veya müraî denir.
Riya, maddî ve manevî çıkar elde etmek için yapılır. Riyakar davranışlar sergileyen kişilerin bu tutumları diğer insanlar tarafından çok geçmeden anlaşılır ve bundan sonra toplum tarafından güvenilmez kişi olarak kabul edilirler. Riya ahlaksızlıkların en büyüğü olup çok değişik şekilleri vardır. Ancak bütün riya çeşitlerinin amacı ortaktır. O da kişisel çıkar elde edip insanlar arasında farklı bir konuma sahip olmaktır. Kişinin özellikle ibadetlerini gösteriş için yapması, onun şirke girmesi; namazının, orucunun, haccının, zekatının boşa gitmesine sebep olur.
Allah'a ve insanlara karşı samimi davranarak riyadan uzak durmak; mümkün olduğu kadar ibadetleri gizli yapmak; Allah rızasını, insanların övgüsü, isteği, eleştirisi, korkusu ve çıkar düşüncesine tercih etmek müslümanın prensibi olmalıdır.
IV. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI AYETLER
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.
V. KONU İŞLENİRKEN BAŞVURULABİLECEK BAZI HADİSLER
إنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ،رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ، فَأُتِيَ بِهِ، فَعَرَّفَهُ نِعْمَتَه، فَعَرَفَهَا، قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا ؟ قَالَ: قَاتَلْتُ فِيكَ حتَّى اسْتُشْهِدْتُ، قَالَ: كَذَبْتَ، وَلكِنَّكَ قَاتَلْتَ لأَنْ يُقالَ: جَرِيءٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ، فَسُحِبَ عَلى وَجْهِهِ حَتَى أُلْقِيَ في النَّارِ. وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ، وَقَرَأَ الْقُرْآنَ، فَأُتِيَ بِهِ، فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا. قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ وَعَلَّمْتُهُ، وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ، قَالَ: كَذَبْتَ، وَلكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ لِيُقَالَ: عَالِمٌ، وَقرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ: هو قَارِئ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ، فَسُحِبَ عَلى وَجْهِهِ حَتَّى ألقِيَ في النَّارِ، وَرَجُلٌ وَسَّعَ الله عَلَيْهِ، وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ المَالِ، فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ، فَعَرَفَهَا. قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا ؟ قَالَ: ما تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلِ تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ فِيها إلاَّ أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ. قَالَ: كَذَبْتَ، ولكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ: هو جَوَادٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلى وَجْهِهِ ثُمَّ ألقِيَ في النَّارِ
“Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder.
Cenâb–ı Hak:
– Peki, bunlara karşılık ne yaptın? buyurur.
– Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim, diye cevap verir.
– Yalan söylüyorsun. Sen, "babayiğit adam" desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur‘an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:
– Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın? diye sorar.
– İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızân için Kur'an okudum, cevabını verir.
– Yalan söylüyorsun. Sen "âlim" desinler diye ilim öğrendin, "ne güzel okuyor" desinler diye Kur'an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır.
(Daha sonra) Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder.
– Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın? buyurur.
– Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim, sadece senin rızânı kazanmak için verdim, harcadım, der.
– Yalan söylüyorsun. Halbuki sen, bütün yaptıklarını "ne cömert adam" desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur. Emrolunur bu da yüzüstü cehenneme atılır”.
Rasûlüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, " (Tirmizi, Hudut, 24) buyurmuştur.
"Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır" (Müslim, Zühd, 38); "Şüphesiz riya şirktir" (İbn Mace, Fiten, 16). ,
مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ الله بِهِ، وَمَنْ يُرَائِي يُرَائي الله بِهِ
"Kim işlediği hayrı şöhret kazanmak için halka duyurursa, Allah onun gizli işlerini duyurur. Kim de işlediği hayrı halkın takdirini kazanmak için başkalarına gösterirse, Allah da onun riyakârlığını açığa vurur. "
وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ الله عَنْهُمَا: أَنَّ نَاساً قَالُوا لَهُ: إنَّا نَدْخُلُ عَلى سَلاطِينِنَا فَنَقُولُ لَهُمْ بِخِلافِ مَا نتكَلَّمُ إذا خَرَجْنَا مِنْ عِنْدِهِمْ ؟ قالَ ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ الله عَنْهُمَا: ((كُنَّا نَعُدُّ هذا نِفَاقاً عَلى عَهْدِ رَسُولِ الله
İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre birtakım insanlar kendisine gelip "Biz idarecilerimizin yanına girer ve onlara karşı, oradan çıktığımız zaman söylediklerimizin tam zıddı olan sözler söyleriz”, dediler. Bunun üzerine İbni Ömer:
– "Biz bu sizin yaptığınızı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iki yüzlülük sayardık" cevabını verdi.
مَنْ تَعَلَّمَ عِلْماً مِمَّا يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ الله عَزَّ وَجَلَّ، لا يَتَعَلَّمُهُ إلاَّ لِيُصِيبَ بِهِ عَرَضاً مِنَ الدُّنْيَا، لَمْ يَجِدْ عَرْفَ الجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ)) يَعْني: رِيحَهَا. رواه أبو داود بإسنادٍ صحيحٍ. والأحاديثُ في الباب كثِيرةٌ مشهورةٌ.
"Azîz ve celîl olan Allah'ın hoşnudluğunu kazanmaya yarayan bir ilmi, sırf dünyalık elde etmek için öğrenen kimse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz. "
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "قال الله تبارك وتعالى: أنا أغنى الشركاء عن الشرك. من عمل عملا أشرك فيه معي غيري، تركته وشركه".
Allah Teâlâ buyurdu ki: “Ben, ortakların ortaklıktan en uzak olanıyım. Kim işlediği amelde benden başkasını bana ortak koşarsa, o kişiyi de ortak koştuğunu da reddederim.
IV. YARARLANILABİLECEK BAZI KAYNAKLAR
1-M.Yaşar Kandemir, İsmail İ. Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyazu’s-Sâlihîn Peygamberimizin Hayat Ölçüleri adlı eserden konu hakkındaki hadislerin açıklaması.
2-Nisa, 4/38; Enfâl, 8/47; Mâûn, 107/6.
Bu vaaz projesi Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Burhan ERKUŞ tarafından hazırlanmıştır.
Bakara, 2/264.
Nisa, 4/142.
Müslim, İmâre 43 (II, 1513, 1514).
Buhârî, Rikak 36 (VII, 185, 186); Ahkâm 9 (VIII, 107).
Buhârî, Ahkâm 27 (VIII, 114).
Ebû Dâvûd, İlim 12 (IV, 71); İbn Mâce, Mukaddime 23 (I, 92, 93).
Müslim, Zühd 5 (III, 2289).
“SAMİMİYETSİZLİĞİN ADI, RİYA” İSİMLİ VAAZI İNDİRMEK İÇİN ''TIKLAYINIZ''

Yorum Yazın