Eskiden kapılar sadece hırsıza, soğuğa kapanırdı; şimdilerde ise hayata, insana ve hakikate kapandı. Bir "kapanma" sarmalına girdik ki ucu bucağı görünmüyor. Üstelik bu seferki bir salgın tedbiri değil, bir ruhsal felç durumu.
Önce mahalle bitti, komşuluk öldü, evlerin çelik kapıları zırh gibi kuşanıldı. Sonra aile fertleri o "güvenli" kale bildikleri evin içinde birbirine kapandı. Akşam yemeğinde kaşık sesinden çok bildirim seslerinin duyulduğu, kimsenin kimsenin gözünün içine bakmadığı sessiz hücrelere dönüştü odalar. Ekranlar sonuna kadar açılırken, gönül pencereleri sımsıkı mühürlendi.
Okulda Başlayan Sessiz Grev
Bu toplumsal içe çöküşün en acı bilançosu ise eğitimde yaşanıyor. Bugün okullar sadece binalardan ibaret; ruhu çekilmiş, korkuyla örülmüş yapılar.
Öğretmenler "Öğretmenler Odası"na Mahkûm: Bir zamanlar "irfan ordusu" dediğimiz kitle, bugün "Aman başıma bir iş gelmesin, yanlış anlaşılmayayım" kaygısıyla sınıf kapısından içeri girerken adeta mayın tarlasında yürüyor. On beş yaşındaki bir çocuğun asılsız beyanıyla hayatının kararabileceği, velinin sınıf basıp terör estirdiği bir düzende öğretmen, öğrencisiyle bağını koparıp sadece müfredatı anlatıp kaçmanın derdine düştü.
Müdürler "İdare" Ediyor: Müdür odaları, liyakatsizliğin ve yukarıdan gelen "aman olay çıkmasın" baskısının baskı odalarına dönüştü. İdareciler vizyon geliştirmek yerine CİMER dilekçeleriyle, veli tehditleriyle ve bürokratik gözdağıyla boğuşuyor.
Okulun Duvarları Hapishane Oldu: Risk almamak adına dışarıya adım atılmıyor. Gezi yok, sosyal aktivite yok, hayatla temas yok. Çünkü dışarıdaki hayat, okulu yönetenler için sadece "sorumluluk ve risk" demek.
Açılmaya Nereden Başlamalı?
Bu kilitli kapıların ardında çürüyen sadece biz değiliz; geleceğimiz olan çocuklarımızdır. Toplumsal normlara, maneviyata ve en önemlisi birbirimize kapandıkça aslında kendimizi yok ediyoruz.
Çözüm; korkunun yerine güveni, şikâyetin yerine diyaloğu, ekranların yerine sofradaki sohbeti koymaktır. Okul kapılarını veliye (makul bir disiplinle), öğretmen kalbini öğrenciye, ebeveyn ise kulağını çocuğuna yeniden açmak zorundadır. Aksi takdirde, hepimiz kendi ördüğümüz bu görünmez duvarların içinde, "güvenlik" uğruna yalnızlıktan öleceğiz.
Bu toplumun anahtarı kaybolmadı; sadece o anahtarı çevirecek cesarete ihtiyacımız var. Kapıları açın, içeride nefes tükeniyor!
Yorum Yazın