Göktürk KADIOĞLU
Göktürk KADIOĞLU

İki Farklı Terazi, Tek Bir Vicdan Yara: Adalet Nerede Kaldı?

Yayınlanma: 11 Ekim 2026
164 Görüntüleme
İki Farklı Terazi, Tek Bir Vicdan Yara: Adalet Nerede Kaldı?
 
Bugün dönüp etrafımıza, haberlere, gazete manşetlerine ya da sokaktaki insanın hüznüne baktığımızda yüreğimize oturan tek bir kelime var: Çifte standart.
"Fakir çalınca hırsızlık, zengin çalınca ticari zeka." Ne kadar acı, değil mi? Ama ne yazık ki çağımızın, ahlaki çöküşümüzün ve aşınan adalet duygumuzun en çıplak özeti bu ifade.
Sokakta ekmek çalan bir çocuğa, çaresizlikten hata yapan zayıf bir insana kanunun en sert, en acımasız yüzünü göstermekte hiç tereddüt etmiyoruz. Kanun maddelerini ardı ardına sıralıyor, vicdanları usulca kenara itip yargı dağıtıyoruz. Ancak sıra nüfuzlu, servet sahibi, makam ve mevki sahibi "itibarlı" isimlere geldiğinde, o keskin adalet kılıcı aniden kınına giriyor. Bir anda adı "hukuki kılıf", "ticari zeka" ya da "kazaen olmuş bir süreç" oluveriyor. Fakir için işleyen "kanun var" vurgusu, güçlü için "bir bakalım, hallederiz" esnekliğine dönüşüyor. 
Oysa tarihe, inancımıza ve adalet medeniyetimize baktığımızda bize öğretilen bambaşka bir hakikat vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Sizden öncekileri helak eden şey şuydu: Onlar itibarsız, güçsüz kimse suç işlediğinde cezayı uyguluyor; itibarlı kimse suç işlediğinde onu bırakıyorlardı" buyurarak yüzyıllar öncesinden bugün yaşadığımız bu çürümeyi haber vermemiş miydi? Hatta "Vallahi, Muhammed'in kızı Fâtıma bile hırsızlık yapsaydı onun da elini keserdim" diyerek hukukun önünde makamın, soyun, servetin ve "bizim adam" kayırmacılığının asla olamayacağını haykırmamış mıydı? 
Gözümüzün içine baka baka devlete, kamuya, tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatılması ise hüznümüzü ikiye katlıyor. Bir insanın cebinden para çalmak büyük bir günahtır; fakat tüyü bitmemiş yetimin, fakirin, bütün bir milletin ortak malına el uzatmak toplumsal bir cinayettir. Osmanlı’dan tutun bugün imrenilerek bakılan hukuk devletlerine kadar kamu malına hıyanet en ağır yaptırımlara tabi tutulmuşken, bugün kamu malına uzanan ellerin pervasızlığı karşısında adalet neden bocalar? 
En büyük hırsızlık kasayı soymak değildir; en büyük hırsızlık halkın adalete olan inancını, güvenini ve umudunu soymaktır. Fakirin hırsızlığı bir mal götürür belki, ama gücün ve yetkinin usulsüzlüğü bir milletin geleceğini çalar. Hazine boşalırsa çalışır, üretir, yeniden doldurursunuz; fakat toplumun adalete olan güveni bir kez boşalırsa, o boşluğu hiçbir servet dolduramaz. 
Şimdi sormak gerekmiyor mu: Biz bu dersi ne zaman unuttuk? Ne zaman "bizden olanı" koruyup, "ötekine" adaletin en soğuk yüzünü gösterir olduk? 
Eğer bir toplumda adalet kişiye, makama ve cüzdana göre şekil alıyorsa, orada ne huzur kalır ne de bereket. Artık silkelenmek ve hatırda tutmak zorundayız: Önce adaletin elini titremekten kurtarmak gerekir. Çünkü adaletin çalınması, bir milletin yarınlarının, çocuklarının ve geleceğinin çalınması demektir. 
#AdaletMülkünTemelidir #ÇifteStandart

Yorum Yazın