Göktürk KADIOĞLU
Göktürk KADIOĞLU

Zamanın Karasında, İffetin Beyazında

Yayınlanma: 13 Ekim 2026
113 Görüntüleme
Zamanın Karasında, İffetin Beyazında
Bugün, modern dünyanın ışıltılı podyumları ve sosyal medyanın parıltılı ekranları, bizlere "özgürlük" ve "cesaret" adı altında ambalajlanmış yeni bir "medeniyet" vaat ediyor. Bedenlerin pazarlanacak birer meta, vitrin objesi gibi sunulduğu bir çağda yaşıyoruz. Oysa kalbimizin derinliklerinde, zamandan ve mekândan bağımsız kadim bir ses yankılanıyor: Medine’nin sesi.
Görsel kültürün ve hızlı tüketimin kıskacındaki insana hakikati hatırlatan o ilk adımla başlayalım: "Örtünme emri geldi, Medine karalara büründü." Bu cümle, tarihsel bir anın ötesinde imanın eyleme dökülmesinin en saf halidir. Vahyin emri geldiğinde "biraz bekleyelim" demeyen, tereddütsüz örtülerine sarılan o asil kadınlar; sadece bir kumaşa değil, Allah’ın emrine olan muazzam güvene ve teslimiyete sarılmışlardı. O gün Medine’nin karalara bürünmesi bir matem değil, aksine nurani bir sığınak ve iffetin en parlak simgesiydi.
Mesele Sadece Kumaş Değil
Burada durup felsefi bir sorgulama yapmak gerekiyor: Gerçekten mesele sadece bir kumaş parçası mıdır?
Elbette hayır. Örtünme; hayâ, iffet ve Müslüman kimliğinin dışa vuran en güçlü görünürlüğüdür. Bir müminin değeri, bedenini teşhir ettiği oranda değil; Rabbine olan sadakati ve kalbinin tesettürüyle ölçülür.
Günümüz dünyası özgürlüğü, sınırların kaldırılması ve kuralsızlık olarak tanımlıyor. Oysa sormak lazım: Modacıların, reklamcıların ve algı yönetenlerin dayatmalarına esir olmak özgürlük müdür?
Gerçek özgürlük; nefsin ve popüler kültürün esaretinden kurtulup yalnızca Allah’a kul olmaktır. Örtünme, kadını nesneleşmekten çıkarır ve topluma şu mesajı verir: "Beni dış görünüşümle değil; aklımla, karakterimle ve imanımla değerlendirin."
Çıplaklık Cesaret Midir?
Popüler kültürün en büyük yanılsamalarından biri de beden teşhirini "cesaret" olarak pazarlamasıdır. Oysa akıntıya kapılmak, herkesin gittiği yoldan gitmek cesaret gerektirmez. Asıl cesaret; çoğunluk yanlış bir yöne sürüklenirken hakikatin yanında dimdik durabilmektir. Çıplaklık cesaret olmadığı gibi, hayâ da asla bir korkaklık veya gerilik değildir. Hayâ, insanın en asil zırhıdır.
İslami esaslara baktığımızda durum gayet nettir. Ahzâb Suresi 59. ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur."
Bu ilahi buyruk, kadını sosyal hayattan soyutlamak için değil; aksine onu korumak, onurunu ve saygınlığını güvenceye almak içindir. Müslüman kadının pusulası Paris podyumları veya moda merkezleri değil, ilahi emirdir. Moda değişir, alkışlar biter; fakat Allah’ın rızası bakidir.
Ümmetin İffeti
Bizim ilham kaynaklarımız ekranların ve podyumların geçici figürleri olamaz. Bizim örneklerimiz; duruşlarıyla, ilimleriyle ve iffetleriyle tarihe yön veren Hz. Fâtıma, Hz. Âişe ve Hz. Sümeyye’dir. Onlar, insanların alkışını Allah’ın rızasına tercih etmediler.
Yazıyı şu hakikatle noktalamak gerekir: Medeniyet, bedeni açmak değil; insanlığı ve ahlakı koruyabilmektir.
Ey Müslüman kadın! Sen bir reklam malzemesi, bir vitrin nesnesi ya da modanın geçici bir objesi değilsin. Sen, Allah’ın en güzel şekilde yarattığı, değer verdiği ve bu ümmetin iffetini emanet ettiği asil bir varlıksın. Medine’nin sokaklarını kuşatan o samimiyet ve teslimiyet ruhuna bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Yorum Yazın