Göktürk KADIOĞLU
Göktürk KADIOĞLU

Vicdanın Kaybı ve Yeniden Canlanışı: "Allah’tan Utanmıyorsan..."

Yayınlanma: 17 Ekim 2026
141 Görüntüleme
Vicdanın Kaybı ve Yeniden Canlanışı: "Allah’tan Utanmıyorsan..."
Bugün, modern dünyanın ışıltılı sokaklarında, gökdelenlerin gölgesinde ya da dijital ekranların karşısında yürürken, içimizde taşıdığımız en değerli hazineyi, vicdanımızı ve onun derinlerindeki ilahi ölçüyü unuttuğumuzu hissediyor muyuz? Paylaşılan bir afişin başlığı, sadece bir cümle değil, bir ayna gibi yüzümüze çarpıyor: "ALLAH'TAN UTANMIYORSAN İSTEDİĞİNİ YAP!" Bu, bir izin değil; hayâsını yitirmiş bir ruhun karşılaşacağı derin uçurumun, vicdanın en son çığlığıdır.
Afiş, beş temel durağa ayırmış hayatın hakikatini. Gelin, bu duraklardan geçerek kendi iç dünyamıza bir yolculuk yapalım.
1. Durak: Her An Gözlenen Kul
İlk durak, bir hakikati hatırlatıyor: "Allah her şeyi görüyor, hesabı unutma!" Çevremizde insanların bakışlarından çekinerek davranışlarımızı düzeltirken, acaba her anımızı, her düşüncemizi bilen Yaratıcımızın huzurunda olduğumuzu ne kadar hissediyoruz? Afişteki o secde eden figür, bu murakabe halinin en samimi ifadesi. "İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın." ayeti, her anın kayda geçtiğini ve bir hesap gününün yaklaştığını kulaklarımıza fısıldıyor.
2. Durak: Hayânın Sonu, Günahın Başlangıcı
Hemen ardından gelen hayâ kavramı, sadece bir edep kuralı değil; günaha karşı en güçlü kalkandır. "Hayâ bittiğinde günah cesaret kazanır!" Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bu hadisi, bugün karşı karşıya olduğumuz ahlaki çöküşün, yalanın sıradanlaşmasının, kul hakkının 'marifet' gibi sunulmasının temel sebebini ortaya koyuyor. Çevremizi sarıp sarmalayan kötülüklerin altında, o ince hayâ perdesinin yırtılmış olması yatıyor.
3. Durak: Hakiki Hayâ Nedir?
Üçüncü durak, bu hayâyı doğru anlamaya davet ediyor. "Allah’tan hakkıyla hayâ etmek ne demektir?" diye sorduğumuzda, cevabı yine Nebevî bir dille alıyoruz: Gözü haramdan, dili yalandan korumak; haram lokmadan kaçınmak ve kalbi kötü niyetlerden arındırmak. Hayâ, sadece bir görünüş meselesi değil, iç dünyamızın temizliği, niyetimizin berraklığıdır. Dışarıdan ahlaklı görünüp, kimsenin görmediği köşelerde günah işlemek, işte bu hakiki hayânın noksanlığıdır.
4. Durak: Dünya ve Ahiret Dengesi
Dördüncü durak, bizi ebedi bir seçimin önüne bırakıyor: "Dünyayı mı kazanmak istiyorsun, ahireti mi?" Allah, meşru çalışmayı ve helal kazancı yasaklamaz. Asıl sorun, dünyanın esiri olmak, bir makam uğruna doğruluktan vazgeçmek, geçici olanı kalıcı olana tercih etmektir. Dünyada kazandığımız hiçbir şey, Allah’ın huzurunda bize bir ayrıcalık sağlamayacak. "Kim ahiret kazancını istiyorsa onun kazancını artırırız." ayeti, sonsuz bir mükafatın yolunu gösteriyor.
5. Durak: Tövbe Kapısının Açıklığı
Son durak ise bir umut ışığı: "Hesap gününü unutma ama tövbeyi de ihmal etme!" Her ne kadar günah işlemiş, hayâmızı zedelemiş olsak da, henüz nefes alıyorsak tövbe kapısı açıktır. Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. İnsanlardan gizlediğimiz niyetleri, kimsenin bilmediği sırlarımızı bilen Allah’tan af dilemek için her an bir fırsattır.
Sonuç: Vicdanın Çağrısı
Afişin altındaki son söz, tüm bu hakikatleri tek bir cümlede özetliyor: "DÜNYADA İNSANLAR NE DER DİYE UTANAN DEĞİL, ALLAH NE DER DİYE UTANAN OL!" Toplumsal baskılardan, ayıplanmaktan, rezil olmaktan korkmak, insanı bir yere kadar korur. Ancak gerçek özgürlük ve samimi kulluk, sadece Allah’tan korkmak ve O’ndan hayâ etmekle başlar.
Gelin, bu köşe yazısının satırları arasında kendi vicdanımızı dinleyelim. Hayâ perdemizi güçlendirelim. İnsanların bizi nasıl gördüğünden ziyade, Allah’ın bizi nasıl gördüğünü dert edinelim. Çünkü gerçek başarı, insanların alkışlarında değil, Allah’ın rızasında ve ebedi hayattaki esenliktedir. Ve unutmayalım ki; tövbe kapısı, her an, her günahkâr için açıktır.

Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları