Zamanında Çanakkale boğazını geçemeyen, süngümüzü, imal ettiğimiz iradeyi ve surlarımızı aşamayanlar; ne hazindir ki bugün oturma odalarımızın tam ortasında, evlerimizin başköşesinde kendilerine taht kurdular. Dün silahla, topla, tüfekle kapımıza dayanan ahlaki erzyon ve yozlaşma, bugün parlak ekranların, albenili dizilerin ve masumlaştırılmış yayınların arkasına gizlenerek hanelerimize sızdı.
Bizler, evimizin kapısını kilitler, pencerelerimizi sıkı sıkıya kapatırız da ne idüğü belirsiz fikirlerin, çürümüş hayat tarzlarının ve mahremiyeti ayaklar altına alan sahnelerin ekranlarımızdan içeri süzülmesine neden göz yumarız?
1. Ekrandan Süzülen Hayasızlık Masum Değildir
Kur'an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
"İman edenler arasında hayasızlığın yayılmasını isteyenlere dünyada da ahirette de elem verici bir azap vardır." (Nûr, 24/19)
Ayet-i kerime son derece açıktır: İslam, sadece kötülüğü işleyenleri değil; kötülüğü estetik kılıflarla, fon müzikleriyle sevimli gösterip topluma yayanları da sorumlu tutar. Haram, arkasına fon müziği koyulunca helal olmaz; hayasızlık, dizi senaryosu olunca meşrulaşmaz! Kötülük artık kapı kapı dolaşmıyor; dijital mecralarla, platformlarla ve ekran kültürüyle zihinlerimize boca ediliyor. Önce gösteriyorlar, sonra kanıksatıyorlar ve en nihayetinde normalleştiriyorlar.
2. Tehdit Altındaki Kalemiz: Aile ve Haya
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) "Hayâ ancak hayır getirir." (Buhârî) buyurarak toplumun harcının utanç duygusu ve iffet olduğunu beyan etmiştir. Dizi karakterlerinin rol model alındığı, sadakatsizliğin "özgürlük" kılıfıyla sunulduğu, evlilik kurumunun itibarsızlaştırıldığı bir vasatta toplumun geleceğinden bahsetmek mümkün müdür?
Aile çökerse sadece eşler kaybetmez. Evlatlarımız, ahlakımız ve nihayetinde geleceğimiz kaybeder. Bir milletin sınırlarını sadece ordular ve tanklar korumaz; o milletin asıl muhafızı zırh gibi büründüğü ahlakı ve değerleridir. Utanma duygusu öldüğünde, toplum içeriden çürümeye mahkûmdur.
3. Evlatlarımızın Zihnini Kim Eğitiyor?
Oturup kendimize şu çetin soruyu sormak zorundayız: Çocuklarımızın zihnine ve kalbine hangi tohumları ekiyoruz?
Çocuklarımızı okul mu eğitiyor, aile mi, yoksa her akşam evimizin başköşesinde saatlerce açık duran o büyülü ekranlar mı? Ekrandan giren her şey masum değildir. Ekran gözden girer; zamanla kalbi, fikri ve geleceği şekillendirir.
Uyanma zamanı gelmedi mi? Evlerimizin kapılarını fiziksel tehlikelere kapatırken, manevi varlığımızı tehdit eden bu dijital kuşatmaya karşı ne zaman önlem alacağız? Geleceğimize ve neslimize sahip çıkmak, ekranların kölesi değil, irademizin ve inancımızın sahibi olmakla mümkündür.
#MedyaEleştirisi #AhlakVeAile
Yorum Yazın