Günümüz dünyasında insanoğlu, kendi değerini sahip olduğu nesneler üzerinden ölçme yanılgısına düştü. Kaliteli mekanlarda oturmak, lüks arabalara binmek, pahalı evlerde ve korunaklı sitelerde yaşamak, en son model telefonları veya markalı kıyafetleri taşımak bize sahte bir saygınlık illüzyonu sunuyor. Ancak maddiyatın sunduğu bu parıltı, insanın iç dünyasındaki derin boşluğu kapatmaya yetmiyor. Bütün bu harcamalar ve dışsal göstergeler, insanın varoluşsal "kalitesini" artırmıyor; yalnızca cüzdanındaki rakamları ve dışarıya çizdiği imajı değiştiriyor.
Oysa bir insanın hakiki kalitesi, neye sahip olduğuyla değil, etrafına ne kattığıyla ve özünde kim olduğuyla ölçülür. Gerçek asalet; samimi bir iman, faydalı bir ilim, insanlara dokunan güzel bir ahlak ve niyetlerin en temizi olan salih amellerde gizlidir. Bir insanın yüzündeki sıcak bir tebessüm, dilinden dökülen tatlı bir söz, zor zamanlarda sığınılacak güvenilir bir liman oluşu ve insanlarla kurduğu nezaket dolu bağlar, dünyadaki hiçbir maddi zenginlikle satın alınamaz.
Görünmeyen hazinelerin peşinde koşarken çoğu zaman kendi içimizdeki ışığı unutup dış dünyanın geçici parıltılarına aldanıyoruz. Oysa modern zamanların sunduğu bu ışıltılı vitrinler, insanın ruhundaki o kadim yalnızlığı dindirmeye yetmiyor. İç dünyamızı derinleştirmek yerine çevremizi pahalı eşyalarla donatmak, çorak bir toprağa suni çiçekler ekmeye benziyor. Kalbimizi merhametle, zihnimizi ilimle ve davranışlarımızı zarafetle donatmadığımız sürece; en görkemli saraylarda bile yaşasak, ruhumuzun fakirliğinden kaçamayız.
Sonunda anlıyoruz ki, insanı insan yapan şey ceplerindeki doluluk değil, yüreğindeki genişliktir. Bir insanın arkasında bırakabileceği en büyük miras; hoş bir seda, içten bir tebessüm ve emniyet veren bir duruştur. Eşyaların gölgesinde sönüp gitmek yerine; güzel ahlakın, tatlı dilin ve samimiyetin aydınlığında yürümek, bu dünyadaki en gerçek varoluş biçimidir. Maddenin bağlarından sıyrılıp mana alemine yönelebildiğimizde, hayatın gerçek kalitesine ve huzuruna ermiş olacağız.
Maddi dünyadaki kabuklar elbet bir gün yok olup gidecek. Geriye ise sadece bıraktığımız izler, dokunduğumuz gönüller ve ruhumuzun derinliklerinde biriktirdiğimiz erdemler kalacak. Ruhunu güzelleştiren insan, nerede olursa olsun zengindir; çünkü onun kalitesi eşyalarından değil, özünden gelir.
#Felsefe #Ahlak
Yorum Yazın